ASI-BG.COM • Виж темата - ИНТЕРВЮТА НА Мurat Yildirim - с превод и без превод

ИНТЕРВЮТА НА Мurat Yildirim - с превод и без превод

С участието на Мурат Йълдъръм, Аслъ Енвер
suskunlar.png

Re: ИНТЕРВЮТА НА Мurat Yildirim - с превод и без превод

Мнениеот petan » Сря Окт 31, 2012 12:47 am

Image

‘Takoz İrfan’ kötü bile olsa ben bu role aşığım
Image

Ekranın beğenilen dizilerinden ‘Suskunlar’da Takoz İrfan’ı canlandıran Mehmet Özgür, “Senaryoyu okuduğumda bana biçilen karakteri değil de Takoz İrfan’a bayıldım, aşık oldum” diyor.

‘Suskunlar’ın Takoz İrfan’ı Mehmet Özgür, hem oyunculuk serüvenini hem de dizideki karakteri hakkında bilinmeyenleri STAR’a anlattı...


-Oyunculuğa nasıl başladınız?
Aklımın erdiği ilk yıllardan beri oyuncu olacağımı söylüyordum. Antalya’nın küçük bir kasabasında büyüdüm. Ne ailemde ne çevremde oyunculuk ile ilgilenen birileri yoktu. İlk tiyatromu 8 yaşında izledim. Ve tiyatro ile o zaman tanıştım. Ekonomi olarak zor durumda olan bir ailenin çocuğuydum. Şehir dışında okuma şansım olmadı. Antalya Büyükşehir Belediye Tiyatrosu’na oyuncu alınacak diye duydum. Antalya’ya gidip Kanlı Nigar’da oynadım. O gün başladı tiyatro hayatım. Eşim de o tiyatroda...

‘Sözün Bittiği Yer’ benim hayatımdır

-Tiyatrodan televizyona geçişiniz nasıl oldu?

Yönetmen İsmail Güneş, bir filmde oynamamı istedi. Senaryoyu gönderdi, senaryo benim hayatımdı aslında ama İsmail bilmiyordu. Sözün Bittiği Yer filmi benim hayatımdır. O yıllarda oğlumu kaybettim. Söylemedim İsmail Güneş’e. İlk çekim günümde bir sahne var, çamaşır asıyorum oğluma bir cümle söyleyeceğim. Kitlendim yapamıyorum. O sırada herkesin mırıltılarını duyuyorum. Bunu nerden bulmuşlar filan. O gece otel odasında sabaha kadar aynı sahneyi çalıştım. Ağladım, sinir krizlerine girdim. Ertesi gün tek bir sahneyi bile tekrar aldırmadım.

-İlk diziniz Kollama’da Necip Komiser’i oynadınız. Sizi iyi adam olarak izledik ama Suskunlar’da kötü bir karakteri canlandırıyorsunuz...
Beni seven insanlar şunu biliyor Mehmet Özgür diye bir adam var ve o adam iyi bir insan. Ben oyuncu olmaktan önce iyi bir insan olmak için çabaladım. Kendime ait kuralım böyle. Ve hayranlarımın bunu biliyor oynadığım karakterle kötü olabilir ama ben iyi bir insanım. Şu an oynadığım Takoz İrfan karakteri kötü bir karakter olabilir ama insanlar seviyor. Türkiye’de ilk defa sevilen bir karakter de oldu.

Yazdığım hikayeyi filme çekiyoruz

-Suskunlar’ın kadrosuna nasıl katıldınız?

Menajerim aradı bir dizi başlayacak bu dizide bir karakter var ikinci bölüm de ölüyor. Sonra flashback ile ara ara görüneceksin. Ben de dedim ki bölüm oyunculuğu yapmıyorum. O kadar ısrar etti ki ben de gönder dedim senaryoyu. Okuduktan sonra bana biçilen karakteri değil de Takoz İrfan’a bayıldım. Tam benlik bir karakter dedim âşık oldum. Bir çekim yapıp gönderdik. Sonra İstanbul’a çağırdılar.

-Takoz İrfan bu sezon neler yapacak? İntikam mı alacak yoksa susacak mı?
Senaristimiz ile aynı şeyleri hissediyorum. Ben geçen sezon bitiminde karakterimin yeni sezon da fiziksel değişimi var mı diye sordum oda daha belli olmadığını söyledi. Ve ben Takoz İrfan’ın bu sene sakallı olacağını hissettim. Yazın sakallarımı uzattım. Şu andan sonra hislerime güvenerek şunu söyleyebilirim Takoz İrfan çok kötü şeyler yapacak.

-Bundan sonraki planlarınız neler?
Bundan sonrası için daha marjinal rolleri oynamak istiyorum. Sinema yapmak istiyorum. Kendi yazdığım hikâyelerim var. Onlar şu anda bir yapımcı tarafından inceleniyor. Yakında imza atacağız. Sinema filmi, onu çekeceğiz. Hem oynayacağım hem de süpervizörlüğünü yapacağım.

Dışa dönük bir adamım insanlarla iletişimi severim

-Tepenin Ardı filminde de oynadınız... Mehmet karakterini oynuyorum. Tam bir Yörük. Dağ adamı. Kafası sadece köy kurnazlığına çalışan kendisi dışında hiç kimseyi düşünmeyen bir adam. Çok keyifle oynadığım bir karakterdi. Ben dışa dönük bir adamım. İçimde çok şey saklamam. İnsanlarla konuşmayı ve onları dinlemeyi seviyorum. Yörük Mehmet ise içe dönük her şeyi kendi içinde yaşıyor düşmanlığı bile.

‘Ecevit’le aramız bal kaymak’
Dizide düşman olduğum bütün karakterlerle özel hayatımda bal kaymağız. Benim bütün setlerim öyleydi. Dostluk ve arkadaşlık çok önemli, eğer o varsa üretimde hiç sıkıntı olmaz. Suskunlar setimiz öyle, çok iyi arkadaşız Murat’la (Ecevit), Sarp’la, Güven’le zaten Reha çok eski arkadaşım. Belki de bu yüzden çok iyi oynuyoruz.

28 Ekim 2012 Pazar 23:15 / Buket Kahraman/

http://haber.stargazete.com/magazin/tak ... ber-700090
Аватар
petan
Глобален Модератор
Глобален Модератор
 
Статус:
Мнения: 7771
Регистриран на: Пон Сеп 06, 2010 9:09 am
Местоположение: София
Пол: Жена

Re: ИНТЕРВЮТА НА Мurat Yildirim - с превод и без превод

Мнениеот petan » Сря Окт 31, 2012 9:03 am

Image

Image


Kadının cazibesi kilosunda değil gözlerindedir

Image
Suskunlar dizisinin Nisan''ı Pelin Akil, düzgün fiziğiyle özellikle erkek izleyicilerin başını döndürüyor. Oysa ortaokul yıllarında şişman bir kız olduğunu söylüyor. Akil: "Bana sorarsanız hatları belirgin olan 36-38 beden kadını daha çekici bulurum. Ama televizyon dünyası maalesef kadını eritmeye ant içmiş sanki ve ne acıdır ki, biz hâlâ buna destek oluyoruz" diyor.


Sizi ekranda ilk ne zaman gördük? Suskunlar''dan önce Arka Sıradakiler var malum; ondan da önce?
İlk kamera önü deneyimim, arkadaşlarımın öğrenci ödevlerinde kısa filmlerinde oynamak oldu. İlk televizyon önü deneyimim ise reklam filmleriydi. Daha sonrasında Arka Sıradakiler, Kurt Kanunu, Seksenler ve Suskunlar olarak devam etti.

Suskunlar dizisinden teklif ne zaman ve nasıl geldi?
Açıkçası, yeni sezon için gelen teklifleri değerlendirdiğimiz bir dönemdi. Uzun soluklu bir gençlik dizisi, ağır drama bir dönem dizisi ve komedi dizisi deneyimlerinden sonra beni zorlayacak ve oyunculuğumu daha da ileri taşıyabileceğim iyi bir ekibin olduğu bir projede yer almak istiyordum.

Ve bu şans tatilde elimize geçti. Menajerim Suskunlar''a yeni bir karakterin gireceğini ve benimle görüşmek istediklerini soyledi. Açıkçası rolün içeriğini çok bilmememe rağmen heyecanlandım ve tatili yarıda kesip İstanbul''a döndüm. Tim''s yapımdaki ilk gorüşmemden ve proje hakkında bilgilenmemle birlikte karakterin derinliği de çok hoşuma gittiği için kısa zamanda sıkı çalıştım ve Nisan rolünü aldım...

Kabul etmeden önce ne kadar düşündünüz? Bir diziye sonradan dahil olmak risk değil mi?
Hayır, risk olarak görmüyorum. Zaten beğendiğim ve “içinde olsam ne güzel olurdu” dediğim bir işti. Kamera arkası, kamera önü ekip çok iyi. Herkesi kısa zamanda çok sevdim, sanırım onlar da beni (gülüyor)... Mutluyum böyle bir ekibin içinde olduğum için.

Suskunlar dizisini geçen sezon seyrediyor muydunuz?
Bu işten önce de yoğun çalıştığım için çok fazla dizi izleme imkanım olmuyordu... Ama ilk birkaç bölümünü firsat bulup izleyebilmiştim ve ne kadar hayranlık uyandıran oyunculukların olduğunu, normal dizi formatında değil de farklı bir şey denedikleri çok aşikardı ve kendimi orda görmek istemiştim... Profesyonel bir iş olduğu tek bir bölüm izlediğinde bile anlaşılıyor... Ama artık ilk sezondan başlayıp senaryoyu bildiğim halde hiç kaçırmadan soluğumu keserek izliyorum Suskunlar''ı...

“Oyunculukta hiç bir zaman “ben oldum” denmez “

Siz "suskun mu yoksa konuşkan bir kadın mısınız?
Yerine göre, içinde bulunduğum insanlara göre değişir bu sorunun cevabı... Çok konuşan ama boş konuşan insanlarla vakit geçirmek enerjimden alır bir zaman sonra... Sanki benim enerjimin çalındığını düşünürüm öyle zamanlarda... Canım sıkıldığında da hemen belli ederim. Hayatta hiç oynayamam yani... Ama çok keyif aldığım insanların yanındaysam beni susturabilene aşk olsun (gülüyor)...

Lise yıllarında şişman bir kızken; sonrasında kilo vermişsiniz. Sizin gibi genç yaşta olup da kilo vermek isteyen çok genç kız var. Ne tavsiye edersiniz ?
Lise değil de ortaokul diyelim... Evet daha kiloluydum. Doğduğumdan beri yemek yemeyi çok seven bir insanım, iştahlıyım. Arkadaşlarım "Aç olmasak bile senin iştahlı yemek yiyişini görünce acıkıyoruz" diyorlar. Yemekten keyif alıyorum. Kilo vermek isteyen genç arkadaşlarıma benim tavsiyem, bunu ne kadar kafalarına takarlarsa o kadar kilo alırlar. Kafaya takarak zayıflamaya çalışmak değil de spor yaparak sağlıklı beslenmeyi kendilerine alışkanlık haline getirirlerse kendiliğinden kilo verdiklerini fark edecekler.

Sizce bir kadının kilosu onun cazibesini ne derece etkiler?
Bana sorarsanız ben hatları belirgin olan 36-38 beden kadını daha çekici bulurum. Ama televizyon dünyası maalesef kadını eritmeye ant içmiş sanki ve ne acıdır ki biz hâlâ buna destek oluyoruz. Ayrıca kadının cazibesi kilosunda değil bence gözlerindedir.

Suskunlar’la birlikte çok dikkat çektiniz. Bu derece konuşulacağınızı tahmin etmiş miydiniz?
Oyunculukta hiçbir zaman "ben oldum" veya "en iyisi buydu" diye bir durum olamaz. Her zaman daha iyisi vardır. Sonu olmayan bi yolculuk gibi... İşini ciddiye alıyorsan zaten bir şekilde farkediliyorsun...
Gri tonları giymeyi tercih etmiyorum

Kendinizi nasıl tanımlarsınız; seksi, masum, fettan, eğlenceli?
Eğlenceli.

Şu an aşık mısınız?
Bana yaşam enerjisi veren, varlığıyla mutlu eden, görünce gözümün gönlümün açıldığı her şeye, her zaman aşığım (gülüyor)...

Fiziğinizi nasıl koruyorsunuz; devamlı spor ve diyet mi?
Sporu aksatmıyorum, belli aralıklarla detoks yapıyorum. Diyet değil, sağlıklı beslenmeye çalışıyorum.

Modayla ilgili misinizdir; takip eder misiniz?
Renk çok severim. Şık gördüğü renkler insanın gününün gidişatını bile değiştirebilir bence. Gri tonlarını pek sevmem... Modayı çok sık takip etmem, değişik kombinler yapmayi seviyorum... Gündelik hayatımda rahat giyinmeyi severim... Spor ayakkabı kadar rahatı yok...

Asla giymem dediğiniz ne var?
Hiç büyük konuşmayi sevmem, "asla" kelimesini kullanmıyorum sanırım. Yani öyle bir parça olduğuna emin değilim; birbiriyle kombin yapabildikten sonra her şeyi giyebilirim.

Gelecekle ilgili hayaliniz nedir?
Ben hayatta hiç plan yaparak ilerlemedim. Kariyerimle ilgili adım adım düşünen biri değilim. Ancak yurt dışıyla ilgili bir şeyler yapacağımı hissediyorum. Yurt dışında oyunculuk ve müzikal oyunculuğu üzerine eğitim almak ve kendimi orada göstermek istiyorum.
Аватар
petan
Глобален Модератор
Глобален Модератор
 
Статус:
Мнения: 7771
Регистриран на: Пон Сеп 06, 2010 9:09 am
Местоположение: София
Пол: Жена

Re: ИНТЕРВЮТА НА Мurat Yildirim - с превод и без превод

Мнениеот petan » Чет Ное 01, 2012 11:44 am

ИзображениеИзображениеИзображениеИзображениеИзображение

Image

Denizci olmak istemiyorum!


Motor Boat & Yachting dergisi, kasım sayısı için “Suskunlar” dizisinin fevri Bilal’i Sarp Akkaya’yla Kalamış’tan adalara doğru sakin bir yolculuk yaptı.

Bodrum koylarında bir-iki günlük tekne gezileri ve Famous Cup dışında denizcilik deneyimi olmayan ünlü oyuncunun içindeki denizciyi uyandırmaya çalıştı ama başarılı olamadı!

İstanbullu olduğuna göre deniz çocuğu sayılırsın...
- Evet. Ama ben denizin içinde değil, üstünde ya da kenarında olmayı sevenlerdenim. Yüzmeye çok meraklı değilim ama İstanbul’da doğan bir çocuk olarak suya bakmamak beni rahatsız eder. Suyu hep görmek istiyorum; bana iyi geliyor.

Denizi ne kadar kullanıyorsun?
- Boşsam eğer Caddebostan’da Kamil Ağabey’in yeri vardı, oraya gider otururduk. Sonra belediye yıktı orayı, kendine daha kötü bir yer yaptı. Ama Kamil Ağabey varken her gün gider oradan denize bakardım. Denize bakmak güzel.

Şimdi?
- Şimdi hem işin yoğunluğundan hem de belediye Kamil Ağabey’in dükkanını yıktığından haftada bir sahile çıkıyorum.

FAMOUS CUP’TAN SAÇMA BİR ANI KALDI

Bu yıl Famous Cup’a katıldın. Nasıldı?

- Valla bir kısmı çok eğlenceliydi; bir kısmı da meşakkatli. Meşakkatli olan kısmı malum, minicik bir teknede yedi kişi, çok fazla hareket alanınız yok ve durmadan hareket etmek zorundasınız. O zor bir şey. Benim de ilk tecrübemdi, her gün 3,5 saat zor oldu... Her ayağına katıldım ve zorladı. Hatta ilginç de bir anım var yarıştan. Yarışın öncesinde bir brif veriliyordu. Ben brife yetişemedim, hemen tekneye geçtim. Bir saat sonra mürettebattan biri (mürettebat dedim, öyle mi denir artık bilmiyorum) bana bir cep telefonu uzattı. “Çeker misin?” dedi, “Çekerim” dedim. Çekiyorum ama adam hiç poz vermiyor! Sonunda bozuldum “Al al” dedim verdim makineyi, döndüm. Sonra anlattılar, bu telefon markası her tekneye bir telefon veriyor. Teknedeki bir ünlü de onunla fotoğraf çekecek, en iyi fotoğrafı çekene makine hediye edilecek. O makine bu. Sonra bunu slayt şov yapacaklar, bir bakacaklar Sarp Akkaya durmadan bir adamı çekmiş! Böyle saçma bir anım var yani.

Famous Cup’tan sonra “Motoru hissetmeden kendini rüzgâra bırakmak çok güzel, ekip işi iyi” gibi açıklamalar yapmışsın.
- O daha çok ablamla yaptığım tekne turlarından bende kalan bir his; motor sesi olmadan seyahat etmek. Evet o çok zevkli. Hiçbir şey duymamak, sadece teknenin denizi yarmasının sesi duymak büyük keyif.

YEMİN EDİYORUM ÇOK ÇALIŞIYORUM
Yelken yapmayı öğreneceğini de söylemişsin...

- Yok o Famous Cup’a ayıp olmasın diyeydi.

Bu “off the record” değil mi?
- Yoo... Önceliklerim başka. Motoryat gibi...

O daha mı kolay?
- Bir yerde sıkıldığımda rüzgâr beklemeden uzaklaşabilmek daha iyi.

Ama hepsi için aynı yerden ehliyet alıyorsun.
- Hallettik onu ya. Tanıdıklarım var benim de bir-iki tane camiada.

Spor yapmadığında da gelebilir miyiz buraya?
- Geliriz. Haftada dört beş gün spor yapmıyorum.

Geri kalan zamanda ne yapıyorsun?
- Çalışıyorum ya. Yemin ederim çok çalışıyorum.

SPORA YAZILINCA KENDİMİZİ SPOR YAPMIŞ ZANNEDİYORUZ
“Kitap okumaya zaman bulamıyorum” gibi bir bahane mi bu da?

- Spor için iki bahanem var. Biri zaman. Çok çalışıyorum. Spora zaman ayıramıyorum, ayırabilsem de yoruluyorum; çok yoruluyorum. Spor yapamıyorum. Biz ailece, spora yazıldı mı kendini spor yapmış gibi hissedenlerdeniz. Hele bir de altı aylık ödediysek, bizden daha sportifi yoktur yani.

Oyuncunun bedeniyle ilişkisini etkileyen bir şey değil mi spor? Mesela spor yapsan bu senin performansını etkilemez mi?
- Vücudunu tanımaksa mevzu, evet oyuncu vücudunu tanımalı. Ama bunun tek yolu spor değil. Üç senedir tiyatro yapmıyorum; yapsaydım, spor yapmamanın eksikliğini çekiyor olurdum. Tiyatro gerçekten bir spor zaten, çok efor sarf ediyorsun, ısınıyorsun, çalışmaları, egzersizleri, evet spor denebilir. Ama üç senedir bayağı geriledim. Bu durum kamera önünde çalışmayı çok etkilemiyor. 1,5-3 saatlik bir performansı vücudun da taşıması gerekiyor ama sürekli kesilen, kamera önü oyunculuğunda o kadar da çok beden performansına girilmiyor.

Senin rollerin çoğunlukla fiziksel performans gerektirmeyen roller diyebilir miyiz?
- Aslında ben çok koşuyorum. İyi de koşuyorum. Bu da spordan değil, mahalleden kalan bir alışkanlık. Mahallece kaçardık biz.

‘TEKKE’DEN AYRI BİR ŞEY YAPAMAM
Aynaya bakarak çalışmadığını, yürüyerek bile oyunculuk çalışıldığını söylemişsin. Şimdiki çalışma temponda günün 17 saati settesin, geri kalanında da uyuyorsun. Yani rotan belli. Dolayısıyla yeni deneyimlerle ilgili bir sıkıntın var mı?

- Aslında rota hep aynı değil. İstanbul’un her yerine gidiyoruz. Her yerinde de yeni insanlarla tanışıyoruz. İstanbul’un iki mahallesi bile birbirinden çok farklı. Balat bile kendi başına bambaşka bir dünya. Cibali’deki insanlar benim daha önce gördüğüm insanlar değil, başka bir anlayışları, kültürleri var. Onu tanıyorum mesela. O kültürü tanımak da insanın başka bir tarafını tanımak gerçekten de. Bir de Apo var; asistanım. Dünyanın en tuhaf insanı. Onun sayesinde ben insanı her gün yeniden tanıyorum.

Yani yeni deneyim aramaya ihtiyacın olmuyor...
- Benim yeni oyun alanlarına ihtiyacım oluyor. Oyun oynayacak alanlar. Bu arada 10-12 kişilik bir arkadaş grubumuz var, ‘tekke’ dediğimiz. Ben hepsinden bir şeyler alıyorum, faydalanıyorum zaten. 10-12 kişi az bir sayı değil. Onların hepsini çok iyi tanıyorum. Her beraber vakit geçirdiğimizde başka bir tarafları üstüne çalışıyorum, yokluyorum. Her arkadaşlıkta olur bu ama bilinçli yapılmaz. Kızıyorsun, kızdırıyorsun, neye nasıl öfkelendiğini biliyorsun. Sevdiğini kızdırmamak için neyi nasıl söyleyeceğini biliyorsun, onun tepkisine bakıyorsun. Normal insan ilişkilerine ben sadece biraz daha fazla detaylı bakıyorum. Kendi arkadaşlarım üstünden bunun araştırmasını yapıyorum.

Tekkeyi, seti bırakıp kendime zaman ayırayım ve o yaptığım şey de beni değiştirsin fikri aklına düşüyor mu?
- Arkadaşlarımla öyle bir ilişki kurmuşuz ki... Nasıl diyeyim... Hani taşlar seneler sonra birbirine öyle bir yapışır ki ayıramazsın, kimyası karışır birbirine. Bizim de öyle bir grubumuz var. Ben de onlardan ayrı hiçbir şey yapmayı düşünmüyorum. Mesela Çeşme’yi çok seviyorum, oraya mutlaka arkadaşlarımla gidiyorum.

BEN SADECE DENİZE BAKAYIM
Diyelim sana bir rol geldi. O 12 arkadaşına ve bugüne kadar biriktirdiğin hiçbir şeye benzemiyor. Ne yaparsın?

- Hiçbir taraflarının benzememesi çok zor bir ihtimal ama farz edelim oldu. O zaman insanın en son döneceği yer kendisi oluyor. Zaten dışarıdan topladığım malzemeyi de kendi içimde harmanlıyorum. Oynayacağım karakterde bana dair ne var ona bakıyorum. Ama bana dair bir şey yoksa, zaten ben o rolü oynamıyorum. Beni ilgilendirmeyen hiçbir şeyi oynamayıp beni ilgilendiren insanlarla beraber oluyorum. Hayatımı ilgilendiğim şeylerin etrafına kuruyorum.

Sanırım senden yeni denizlere açılmaya hevesli bir denizci çıkaramayacağız...
- Ya biz röportaj yapacaktık sadece. Ben denizci olmak istemiyorum, denize bakayım sadece...

ARTIK VAPURA BİNEMİYORUM
Vapura biniyor musun?

- Vapuru çok kullanıyordum ama artık kullanamıyorum. Şu fotoğraf çektirme hikayesi yüzünden... Vapurda kaçacak yerin yok. Kıçta kıstırılıp 50 kişiyle fotoğraf çektirmek... Yok, artık kullanamıyorum vapuru ama denizi seviyorum.

Röportaj: Çağla Kalafat Fotoğraflar: Osman Uğur
1 Kasım 2012
Image http://www.hurriyet.com.tr/magazin/maga ... 20599.asp#
Аватар
petan
Глобален Модератор
Глобален Модератор
 
Статус:
Мнения: 7771
Регистриран на: Пон Сеп 06, 2010 9:09 am
Местоположение: София
Пол: Жена

Re: ИНТЕРВЮТА НА Мurat Yildirim - с превод и без превод

Мнениеот petan » Чет Ное 01, 2012 11:56 am

Image

Çok yakışıklı değilim diye seçilmiyordum

Sarp Akkaya, ilk TV dizisinden sonra uzun süre dublaj yaptığını söylüyor: Çok yakışıklı bir adam olmadığım için o dönem fazla tercih edilmedim

Son iki sezondur 'Suskunlar' dizisindeki 'Sarı Bilal' karakteriyle seyirci karşısına çıkan Sarp Akkaya, F Mag dergisi için Merih Ermakastar'a konuştu...

'Suskunlar' çok beğeniliyor; bunu neye bağlıyorsunuz?
Oyuncu, bu işin iyi olma sebeplerinden bir tanesi; fakat bununla birlikte aynı ölçüde önemi olan 10 sebep daha sayabilirim. Senaristin önemi de çok fazla. Hatta bu işin yarısının ona ait olduğunu söyleyebiliriz. Sonra yönetmen, kurgu ve tabii ki yapımcı geliyor. Yapımcımız Timur Savcı ekibi doğru kurmuş ve onlara inanıp hayatının belki de en büyük yatırımlarından birini yapmış.

BİZDE HAMUR VAR!
Sizce yabancı ve Türk oyuncuların arasındaki fark nedir?

Yurt dışıyla kıyasladığım zaman buradaki oyuncularda, hiçbir yerde görmediğim hamuru görüyorum. Duygu anlamında çok fazla malzeme görüyorum. Akdeniz ülkesiyiz ve hayatı dolu dolu yaşayan insanlarız. Bu halimize bayılıyorum ve bence bu durum çok iyi değerlendirilebilir. Ama ülkemizde konservatuvarlarda çok yanlış eğitim verildiğini düşünüyorum. Yurt dışında neredeyse 30'a yakın oyunculuk tekniği var. Burada ise tonlama diye bir olgu var. Yaratıcılığı öldüren bir şey bu.

Konservatuvardan 2001 yılında mezun oldunuz ve ilk büyük işiniz 'Ezel' tam sekiz yıl sonra geldi. Bu arada neler yaptınız?
Okuldan mezun olduğumda hemen iş bulacağımı zannedenlerdendim. Tabii ki de öyle olmadı. Okuldan çok yakın arkadaşım olan, kardeşim dediğim Onur Bayraktar'la birlikte Stüdyo Drama adlı bir tiyatro kurduk ve 2004'e kadar da tiyatro yaptık. Ama bizim oyunlarımızı izlemeye iki kişi falan geliyordu. Hatta bir keresinde yine sadece iki kişi vardı ve oyunun ortasında sıkılıp onlar da gitti. Bu olayla, hayatımda ilk kez yarıda kesilen bir tiyatro oyunu görmüş oldum.

Televizyon oyunculuğu ne zaman başladı?
16 yaşındayken, ikiz kardeşim Kaya ile birlikte 'Bizim Aile' dizisinde oynuyorduk ve kendimize dublaj yaparak bu işi öğrendik. Uzun süre oyunculuk yapamadım. Malum çok yakışıklı bir adam da değilim ve beni o dönemde pek tercih etmiyorlardı.

Ablanızın ajansı da vardı ve torpilliydiniz...
Evet, torpilli olmama rağmen iş bulamıyordum. Bayağı bir süre de bu durum devam etti. Sonra yakışıklı arkadaşları seslendirdim. (Gülüyor) Öyle para kazandım ve sonra da 'Ezel' geldi. Tiyatro Kumpanyası'nı kurduğumuz arkadaşlardan biri 'Ezel'in senaristiydi. Orada o rol bir anda büyüdü ve insanlar sevdi. Arkasından da 'Suskunlar' geldi.

Image 01.11.2012 http://www.sabah.com.tr/Gunaydin/Magazi ... ilmiyordum
Аватар
petan
Глобален Модератор
Глобален Модератор
 
Статус:
Мнения: 7771
Регистриран на: Пон Сеп 06, 2010 9:09 am
Местоположение: София
Пол: Жена

Re: ИНТЕРВЮТА НА Мurat Yildirim - с превод и без превод

Мнениеот petan » Чет Ное 01, 2012 12:16 pm



В понеделник 05.11 в 11 ч.(9:00) по TV канал програм за живота в TR, ще се излъчи това интервю с Мурат за Амир / Аси / в арабския свят - това подразбрах от арабския сайт. Ще Говори сигурно и за ЛиН - предполагам от кадрите.

Image
Аватар
petan
Глобален Модератор
Глобален Модератор
 
Статус:
Мнения: 7771
Регистриран на: Пон Сеп 06, 2010 9:09 am
Местоположение: София
Пол: Жена

Re: ИНТЕРВЮТА НА Мurat Yildirim - с превод и без превод

Мнениеот mariya.1942 » Вто Ное 06, 2012 7:02 pm

Интервю на Мурат излъчено вчера на 5.11.2012 г. по арабската телевизия:






Ето и резюмето на mina jasmina на интервюто на Мурат за арабската телевизия:



Скрит текст: покажи
Murat u intervjuu za arapsku televiziju

(na osnovi nekoliko engl. prijevoda koji su išli uživo dok je sinoć emitiran intervju sam uradila ovu verziju. nadam se da će uskoro izaći i titlovana verzija, pa ćemo vidjeti da li je ovo 100% okej. često engleski ovih arapkinja koje prevode nije baš najjasniji.)

Voditeljica na početku kaže kako je majka htjela da on postane doktor, a otac da postane inženjer, ali on se obreo u glumačkim vodama. Murat odgovara da je u Istanbul došao kako bi studirao strojarstvo, ali to ga nije zanimalo, to bila očeva želja. Nakon što je upoznao ravnatelja kazališta krenuo je sa glumom, kasnije prešao u serije i više nikada nije razmišljao o inženjerskom pozivu. U početku je od roditelja krio da se bavi glumom, a kada je otac čuo da Murat ne želi nastaviti studij bio je ljut i rekao da mu gluma može biti samo hobi, ali nakon što ga je prvi put vidio na ekranima bio je sretan. Studij strojarstva je zvršio, ali samo zato da ima diplomu, želi se isključivo baviti glumom. Uzima sate glume, informira se kod stručnjaka, misli da talent bez edukacije nije dovoljan i on će se nadograđivati i kada bude imao 60 godina. Slijedi priča o samim počecima, da li je jedna lijepa djevojka zaslužna što se on počeo baviti glumom, na što Murat kaže da je to istina, ta djevojka je bila jako lijepa i nikada je neće zaboraviti, danas sretno udana žena, ima dijete, nije TV zvijezda, radi u ponekoj reklami. U njegovoj generaciji je bilo puno onih koji su se krenuli baviti glumom, ali mnogi nisu nastavili zbog životnih okolnosti, a Murat misli da je on imao hrabrosti i snage da nastavi tim putem i zato je uspio. Za majku kaže da nije Sirijka, nego da je arapskih korijena, a njemu su kao djetetu pričali kako su preci emigrirali, ne prati baš arapsku kinematografiju, ali prati zbivanja u Siriji i Egiptu kao dio aktualnih dešavanja u svijetu. Novinarka prelazi na seriju "Asi", te da li je nakon velikog uspjeha razmišljao o angažmanu u nekom arapsko-turskom projektu, na što Murat kaže da je zainteresiran ukoliko mu se predloži zanimljiv projekt što trenutno nije slučaj. Nastavljaju o turskim serijama koje osvajaju arapski svijet. Murat kaže da su turske serije također popularne na Balkanu, ne zna da li je to do glume ili scenarija, ali Turska ulaže znatne ljudske i materijalne resurse u tu industriju. Što se tiče „Asi“, očekivao se uspjeh jer je Tuba već bila zvijezda nakon serije „IA“, ali nismo očekivali Monte Carlo, da će se ASI prodati i emitirati u 72 zemlje, te postati toliko popularna serija. Novinarka primjećuje da su turske serije pune romantike pa ju zanima jesu li turski muškarci romantični kao što nam prikazuju u serijama, a Murat se na to smije i kaže da su jako romantični, ali kao i kod svakog drugog muškarca nakon što se oženi romantika nestane. Novinarka ga pita što se to onda desi nakon vjenčanja, a Murat kaže da se samo šalio, istina je da su serije sa romantičnom tematikom popularne, ali i druge su uspješne. Navodi primjer svoje trenutne serije (nap. "Suskunlar") koja više tematizira prijateljstvo nego ljubav/romantiku i jako je popularna, ali bez romantike ipak ne može, pa kaže da je film „Matrix“ doživio planetarni uspjeh kao akcijski film, ali i u njemu ima romantike, to je sastavni dio svakog uratka. Nastavljaju o razlici između arapskih i turskih serija, je li razlika u trajanju epizoda ili izbacivanju određenih scena, ali Murat misli da nema razlike. Potom slijedi dio o tome kako bira uloge, s obzirom da se uvijek napišu 2 epizode koje on pročita kada mu se nudi uloga, a kasnije se svaka epizoda piše iz tjedna u tjedan u ovisnosti o gledanosti, zanima ju kako na osnovi tako malo informacija može odlučiti o tome da li da prihvati ulogu ili ne? Murat priča o „Suskunlaru“ u kojem glumi sa svojim prijateljem Sarpom, scenaristica je Pinar Bulut, oni su njegovi bliski prijatelji i oboje su bili u „Ezelu“ koji je bio jako uspješan i kvalitetan, a producent je isti onaj koji radi „Veličanstveno stoljeće/Sulejman veličanstveni“. Uvijek su htjeli raditi skupa, pa je zato prihvatio projekt, zbog tih ljudi i producentske kuće. Nakon toga se priča vraća na „Asi“ i novinarku zanimaju detalji sa seta poput radne atmosfere, kolega, prirode itd. Murat kaže da je u vrijeme kada mu je ponuđena uloga u „Asi“ na stolu već imao jednu drugu ulogu, skoro ju je i prihvatio, ali nešto se dogodilo i onda se odlučio za „Asi“, naravno da je sretan zbog toga i nikada se nije pokajao što je prihvatio ulogu u bilo kojem od svojih projekata. Problematično je bilo to što grad Antakija nema svoj aerodrom pa su od drugog aerodroma do tamo morali voziti dva sata, provodio je 5 dana tamo, a 2 dana ovdje (nap. Istanbul) jer su mu tu bili supruga i prijatelji i jako su mu nedostajali. Zadnjih mjeseci snimanja je zajedno sa Cemalom Hunalom iznajmio kuću na selu, poveli su konje i tada je tamo proveo najbolje mjesece u svom životu. Prije nego što je iznajmio kuću stalno je putovao na relaciji Antakija-Istanbul što je bilo jako zamorno, jer čim bi izašao iz aviona krenuo je sa snimanjem, a to je nekada trajalo do duboko u noć. Još je gore bilo kada je paralelno snimao film „GS“ tijekom druge sezone „Asi“, u Istanbulu je snimao do 6 ujutro, hvatao avion u 7, a sa aerodroma direktno išao na set, nekada je tijekom 2-3 dana spavao samo nekoliko sati, na setu je stalno bila hitna pomoć u slučaju da se nešto dogodi. To mu je zaista bilo naporno, ali i zabavno, izgrađena su mnogobrojna prijateljstva, bili su kao obitelj. Cetin (nap. Ihsan) i Tulay (nap. Suheyla) su mu bili jako važni, jako ih cijeni. Dalje kaže da dok priča o Antakiji se prisjeća dobrih starih vremena, Antakija je jedan od najljepših gradova Turske, tamo možete naći ljudi svih vjeroispovijesti. Kaže kako nikada nije imao vremena da se vrati u Antakiju nakon što je završio sa snimanjem „Asi“. Reporterka kaže da je u „Asi“ glumio muškarca koji nije znao izraziti svoje osjećaje, pošteno je namučio gledatelje dok Asi nije izjavio ljubav, dok je u AvC bio muškarac koji je otvoreno izražavao svoje osjećaje, pa ga na kraju pita kakav je on zapravo ako se poredi sa jednim i drugim likom. Murat kaže da ako u nešto vjeruje on ide za tim, ostvarit će to, nekada su takvi uvjeti da moraš biti strpljiv i to moraš prihvatiti, ako vjeruješ u osobu koja je s tobom, možeš se žrtvovati i uraditi sve za tu osobu, kaže da je on takav i da misli kako je većina ljudi takva. Novinarka pita preciznije da li je poput šutljivog Demira ili Savaša koji odmah izjavljuje ljubav, a Murat kaže da svoju poruku može prenijeti na bilo koji način, čak i ako ne upotrijebi riječi i ako mu se ne razgovara. U takvim momentima se netko preda, naročito ako ti i ta druga osoba dijelite iste osjećaje, tako da Murat koristi situaciju kako bi izrazio svoju ljubav. Novinarku zanima kako je to iskoristio kod svoje supruge Burcin, kako joj izjavio ljubav, zna da su glumili zajedno i tada se zaljubili. Murat se smije i kaže da se naravno sjeća, ali obično ne razgovara o tome. Nastavlja da je to bilo davno, da su skupa snimali prvu epizodu, tada ju poljubio u obraz i rekao da je jako voli, bio je poput dječačića. Novinarku zanima Burcinkina reakcija, je li razumjela čemu se radi, a Murat skreće temu tako što se nasmijao i predložio da nastave o politici. Kaže da zaista ne voli pričati o takvim stvarima, mogu oni razgovarati, ali iskreno kada kasnije vidi svoje riječi na naslovnicama tipa „poljubio sam ženu u obraz“ to ga nervira i ne želi pričati o privatnom životu. Reporterka nastavlja sa pitanjem kako on i žena usklađuju obveze, kako komuniciraju, oboje su glumci, rade do kasno, a Murat kaže da do sada nisu imali problema zbog toga. Kada je snimao u Antakiji slobodno vrijeme je provodio sa ženom jer ona tada nije radila. Na kraju reporterka kaže da je čula da kada je u društvu prijatelja zna zapjevati, hoćemo li u budćnosti vidjeti i Murata-pjevača, na što Murat kaže da mu je pjevanje samo hobi, jedno vrijeme je bio zainteresiran za glazbu, ali nikada neće postati pjevač.
__________________
• ASI BLOG • Razmislimo. Razgovarat ćemo sutra. • • •



Mina jasmina обяснява, че е направила този превод въз основа на няколко англ.превода, които са вървели на живо, докато снощи е било излъчено интервюто по арабската телевизия и е направила тази версия.Надява се, че скоро ще излезе и официалния превод и тогава ще се види дали на 100% е окей, защото често английския на арабките , които превеждат не се чува много ясно.
Всъщност тя прави преразказ на интервюто на Мурат за арабската телевизия излъчено снощи.


В началото водещата казва, че майка му е искала да стане лекар, а баща му инженер, но той се е гмурнал в артистичните води. Мурат отговаря, че е дошъл в Истанбул, за да следва строителство, но това не му е било интересно, а било желанието на баща му. След като се запознал с Директора на театъра започнал да играе, по-късно минал към сериалите и повече не помислил за инженерството.В началото криел от родителите си, че е станал актьор, а когато баща му чул, че Мурат не иска да продължи следването си, много се ядосал и му казал, че артислъка може да му бъде само хоби, но след като го видял за пръв път на екрана бил щастлив. Университета по строителство завършил, но само за да има диплома и иска да се занимава само с актьорство. Взима уроци по актьорско майсторство, съветва се със специалисти, защото мисли, че талант без знания не е достатъчно, за да бъдеш добър и той ще се надгражда и развива дори и когато стане на 60 години. Следва разказ за самото начало
, на въпрос дали едно хубаво момиче е причина да започне да се занимава с актьорство, Мурат отговаря, че е вярно и момичето е било наистина много красиво и никога няма да я забрави. Днес е щастливо омъжена жена, има дете, не е ТВ звезда и работи в някои реклами.В неговото поколение е имало много, които са започвали да се занимават с актьорство, но доста са се отказали по житейски съображения, а Мурат мисли, че той е имал смелостта и силите да продължи по този път и затова е успял.Казва за майка си, че не е сирийка, но има арабски корени, а като дете са му разказвали, че предците му са емигрирали. Не следи много арабското кино, но следи събитията в Сирия и Египет, като част от актуалните събития в света. Журналистката преминава на сериала "Аси" и пита дали след големия успех е мислил за някой арабско-турски проект, на което Мурат отговаря, че е заинтересован, ако му предложат интересен проект, което до сега на се е случило. Продължават за турските сериали, които завладяват арабския свят. Мурат казва, че турските сериали са също популярни и на Балканите, не знае дали това се дължи на изпълнението на артистите или на сценариите, но Турция влага златни човешки и материални ресурси в тази индустрия. Що се отнася до "Аси", очаквал е успех, защото Туба вече е била звезда след сериала "IA", но не очаквахме Монте Карло и че "Аси" ще се продаде и излъчва в 72 страни и ще стане толкова популярен сериал. Журналистката отбелязва, че турските сериали са пълни с романтика и тя се интересува наистина ли турските мъже са романтични, както ги показват в сериалите, а Мурат се засмива и казва, че са много романтични,но както при всеки друг мъж, след като се ожени романтиката изчезва. Журналистката го пита какво става тогава след венчавката, а Мурат отговаря, че само се е пошегувал, а истината е, че сериалите с романтична тематика са популярни, но и другите са успешни. Дава пример със сериала, в който се снима в момента /Сускунлар/, който повече се спира на приятелството, отколкото на любовта, романтиката и е много популярен, но без романтика все пак не може и казва, че филма "Матрицата" е имал глобален успех като акцион филм, но и в него има романтика, това е съставна част от всяко нещо. Продължават разговора за разликата между арабските и турски сериали и дали разликата се състои във времетраенето и в орязването на някои сцени, но според Мурат няма разлика. След това следват въпроси за това как избира ролите си, като се има предвид, че първо се написват два епизода, които той прочита, когато му предложат ролята, а по-късно всеки епизод се пише седмица за седмица в зависимост от гледаемостта...интересува я как въз основа на толкова малко информация може да реши дали да приеме ролята? Мурат говори за "Сускунлар", в който играе със своя приятел Шарп, сценаристка е Пинар Булут, те са негови близки приятели и двамата са участвали в "Езел", който бил много успешен и качествен, а продуцент е същият, който продуцира и "Великолепният век". Винаги са искали да работят заедно и затова е приел проекта, заради тези хора и заради продуцентската къща. След това интервюто се връща към "Аси" и водещата се интересува от подробности по заснемането, атмосферата на терена на снимачната площадка, колегите, природата и т.н. Мурат казва, че по времето, когато му е предложена ролята в "Аси" вече е бил ангажиран за друга роля, която скоро бил приел, но нещо станало и тогава се решил за "Аси". Естествено, че е щастлив и никога не е съжалявал, че е приел роля, в който и да е от проектите, в които е участвал. Проблема бил в това, че Антакия няма свое летище и е трябвало да кацат на друго летище и от там да пътуват два часа с кола. Там е прекарвал 5 дни от седмицата, а другите два дни в Истанбул, защото тук е била съпругата му и приятелите, които му липсвали. Последните месеци на снимките, заедно с Кемал Хюнай си наели къща в селото, закарали и коне и тогава там е прекарал най-хубавите месеци в живота си. Преди да наемат къщата непрекъснато е пътувал от Антакия до Истанбул, което било много уморително, защото щом слезнел от самолета отивал на снимачната площадка, а снимките продължавали понякога до късно през нощта. Още по-лошо станало, когато паралелно снимал филма "GS", по време на втория сезон на "Аси", в Истанбул снимал до 6 ч. сутринта, хващал самолета в 7 ч., а от летището директно на снимачната площадка, понякога за 2-3 дни ми се събираше да съм спал само по няколко часа. На снимките непрекъснато имаше кола на Бърза помощ, ако нещо се случи. Тогава наистина ми беше напрегнато, но и забавно, създадоха се много приятелства, бяхме като семейство. Четин /Ихсан/ и Тулай /Сухейля/ бяха много важни за мен и много ги ценя. По-нататък казва, че като разказва за Антакия си спомня добрите стари времена, защото Антакия е един от най-хубавите турски градове и там може да намерите хора от всички вероизповедания. Казва, че никога не е имал време да се върне в Антакия след края на снимките на "Аси". Журналистката казва, че в "Аси" е играл ролята на мъж, който не може да изразява чувствата си и доста е измъчил зрителите, докато не е призналлюбовта си на Аси, докато в ЛиН е играл мъж, който открито изразява чувствата си и накрая го пита какъв всъщност е той, ако се сравни с единия и другия образ? Мурат казва, че ако вярва в нещо го преследва, ще го осъществи, но понякога има такива условности, че трябва да бъдеш търпелив и трябва да го приемеш, ако вярваш в човека, който е с теб, можеш да се жертваш и да направиш всичко за този човек. Казва, че той е такъв и мисли, че и повечето хора са такива. Журналистката го пита да каже по-точно дали е като мълчаливия Демир или като Саваш, който веднага признава любовта си, а Мурат казва, че своето послание може да предаде по всякакъв начин, дори и без да употребява думи и ако не му се разговаря.В такива моменти някой се предава, особено, ако ти и тази особа споделяте еднакви чувства, така че Мурат използва ситуацията, за да изрази любовта си. Журналистката го пита как е приложил това при съпругата си Бурчин, как и е признал любовта си, знае, че са играли заедно и тогава са се залюбили. Мурат се смее и казва, че естествено си спомня, но не обича да говори за това. Продължава, че е било отдавна, че заедно са снимали първия епизод, тогава я целунал по бузата и казал, че много я обича, било като детинска проява... Журналистката се интересува от реакцията на Бурчин, разбрала ли е за какво става дума, а Мурат извърта темата като се засмива и предлага да продължат да говорят за политика. Казва, че наистина не обича да говори за тези неща , могат да разговарят искрено, а когато по-късно види своите думи по кориците от типа "целунах жена си по бузата", това го ядосва и затова не иска да говори за личния си живот. Репортерката продължава с въпроси как той и Бурчин съгласуват задълженията си, как комуникират, и двамата са артисти, работят до късно, а Мурат казва, че до сега не са имали проблеми заради това. Когато е снимал в Антакия свободното си време е прекарвал с жена си, защото тогава тя не е работела. Накрая репортерката казва, че е чула, че когато е в компанията на приятели обича да пее и може ли в бъдеще да види Мурат като певец, на което Мурат отговаря, че пеенето му е само хоби, някога се е интересувал от музика, но никога няма да стане певец.

Да благодарим на mina jasmina за старанието да информира бързо за споделено от Мурат пред арабската телевизия [11363_

Арабите много добре са синхронизирали превода така, че някои вече повярваха, че Мурат говори арабски... затова липсват близки планове на Мурат, за да не се разбере измамата...
смях:
Image
Аватар
mariya.1942
маниак
маниак
 
Статус:
Мнения: 649
Регистриран на: Сря Юни 09, 2010 1:32 pm
Местоположение: София
Пол: Жена

Re: ИНТЕРВЮТА НА Мurat Yildirim - с превод и без превод

Мнениеот petan » Вто Ное 06, 2012 8:51 pm

Последна промяна petan на Чет Ное 08, 2012 11:39 pm, променена общо 3 пъти
Аватар
petan
Глобален Модератор
Глобален Модератор
 
Статус:
Мнения: 7771
Регистриран на: Пон Сеп 06, 2010 9:09 am
Местоположение: София
Пол: Жена

Re: ИНТЕРВЮТА НА Мurat Yildirim - с превод и без превод

Мнениеот mariya.1942 » Сря Ное 07, 2012 2:13 pm

здрасти:
Превода от англ.език на интервюто на Мурат за Арабската телевизия от 5.11 2012 г.
от сайта на Бг.мама...С благодарност на Еny87... [11363_980.GIF]

Част 1
http://sphotos-b.ak.fbcdn.net/hphotos-a ... 5650923440 … 8_623946469_n.jpg

Сали-Баща ти е искал да бъдеш инженер ,а майка ти лекар но ти си изоставил всичко това и си се фокусирал върху театъра/телевизията.Разкажи ни за това.

Мурат-Дойдох в Истанбул ,за да стана инженер.Честно казано не ми се искаше ,но това беше желанието на татко.След като срещнах театралния директор започнах да вземам уроци по актьорство .Тогава разбрах ,че обичам театъра и и че никога няма да стана инженер.Така започнах да играя в сериали ,естествено в началото трябваше да крия това от родителите си .Когато баща ми научи ,че не искам да взема инженерна степен това не му хареса, и настояваше че актьорството може да бъде само хоби ,след 6 месеца ме гледаше как играя в сериал и беше много щастлив.

Сали-Изучаването на Инженерни технологии помогнали ли ти някъде ?

Мурат-Разбира се аз завърших образованието си ,но никога не ме е било грижа за него и не съм практикувал,защото моята основна професия е било актьорството .Аз просто завърших образованието си всеки случай.

Сали-След това си взимал уроци по актьорство.Мислиш ли че таланта е по-важен от това да учиш актьорство?

Мурат-Таланта без взимане на уроци не е достатъчен.Аз определено ще посъветвам да се вземат уроци ,което гарантира успех.Аз продължавам да уча ,да критикувам сценарии,да дискутирам театрални книги Ученето в тази област никога не свършва.Дори и когато стана на 60 години аз ще взимам съвети от хора ,които са капацитети в тази област.

2 част.
http://sphotos-h.ak.fbcdn.net/hphotos-a ... 5650925440 … _1762770704_n.jpg


Сали-наистина ли започна да играеш заради красиво момиче?

Мурат-Наистина.Бях поканен от нея,за да гледам пиесата и,.когато отидох идеята ми хареса.Интересното е че пробвах да играя и ми хареса ,харесах и групата.

Сали-Къде е това момиче сега?

Мурат-Интересното е че това момиче беше толкова хубаво,че аз никога няма да я забравя. .Сега тя е семейна и има красиво дете и живее щастлив живот.

Сали-Тя звезда като теб ли е сега?

Мурат-В моя университет имаше доста актьори които учеха за инженери,но това което ме направи различен беше ,че показах,сила,,кураж,любов или друго, което другите не можаха да покажат.Някои от тях ме вдъхновиха да стана актьор ,но за тях актьорството не беше техния живот.За приятеля, за който ви говоря това беше забавление.

Сали-Знам ,че майка ти е от Сирия.

Мурат-Не, не от Сирия .Това е недоразумение от мое старо интервю. Имах в предвид че предците на майка ми са араби,и родителите ми са ми разказвали как те са имигрирали от там.

Сали-Майка ти някога запознавала ли те е с арабските филми.

Мурат-нямах възможност да гледам много ,но следях събитията в Египет и Сирия което е нормално за всеки да гледа настоящите световно събития
3 част
http://sphotos-g.ak.fbcdn.net/hphotos-a ... 6509284401 … _1709621404_n.jpg


Сали-След целия успех на Аси и обичта на хората към него мислил ли си да се присъединиш към някакъв арабско/турски проект?

Мурат-Напълно за съм за това.Ако има такъв проект ,ще бъде забавна и чудесна идея ,но такова нещо още няма и няма изгледи да има скоро.

Сали-Интегрирането на турските сериали в Арабския Свят навременно или закъсняло е?

Мурат-Турските сериали са популярни и на Балканите също Не съм сигурен далии сценария или играта ги правят популярни.Турция е много отдадена на тази индустрия ,ние инвестираме много усилия и време в това и Турция е много добра в това.Когато Аси започна да се излъчва ние очаквахме този успех и големия шум който се дигна като другите сериали,защото Туба вече беше известна след "Под липите",но не сме очаквали да стигнем до Монте Карло , че Аси ще бъде продаден в 72 държави ,че ще бъде излъчван по толкова много телевизии ,че ще бъде толкова популярен.Наистина не сме очаквали целия този успех.

Сали-Турските сериали винаги разчитат на романтиката или има много романтика вътре Турските мъже толкова ли са романтични колкото са изобразени в сериалите?

Мурат-смее се-Да разбира се турския мъж е много романтичен ,но както при всеки друг мъж романтиката изчезва след брака.
4 част
http://sphotos-a.ak.fbcdn.net/hphotos-a ... 5650930773 … 4_431820995_n.jpg


Сали-смее се -И какво наистина се случва след като се ожените?

Мурат- Не не шегувах се.,да романтичните турски сериали са популярни ,но също са популярни и другите сериали .Ето пример е сериала в който сега участвам-той разказва много повече за приятелството отколкото за романтиката и е популярен.Във филма "Матрицата"въпреки че е екшън също има романтика.Без нея никоя работа не е завършена

Сали-Какво е различното между турската версия на сериала и нашата версия -в продължителността на епизодите или в нещата които са изтрити?

Мурат-.Не не мисля.

Сали-Как избираш ролите си?Защото знам,че сценария е за два епизода и после се пише седмично имайки се в предвид рейтинга.Така че как можеше да избереш роля основавайки се на това?

Мурат-Например в сериала в които сега играя участва и моя приятел Сарп,а сценарист е Пънар .Те и двамата са ми близки приятели и са били заедно в Езел ,който беше много успешен сериал,също и продуцента е същия .Искахме да работим заедно със Сарп и Пънар .Приех да работя в Сускунлар ,защото ще работя със Сарп ,Пънар ще е сценарист и Tims ще продуцира сериала.
5 част
http://sphotos-f.ak.fbcdn.net/hphotos-a ... 6509344400 … _1243294067_n.jpg


Сали-Нека да поговорим за Аси.Аз бих искала да знам каква беше работата с екипа ,атмосферата,какви бяха отношенията ви,природата ,реката Аси,всичко това.

Мурат-Когато ми предложиха ролята в Аси имах и друго предложение.Трябваше да направя доста неща , но когато бях съвсем близко да приема другата оферта се случи нещо и приех да участвам в Аси и разбира се съм щастлив ,че го направих.Не съм съжалявал за никоя роля която съм изиграл в миналото.Нямаше летище в Антакия и ние трябваше да пътуваме по 2 часа до Адана ,за да стигнем летището.Прекарвах 5 дена там и 2 тук защото жена ми и приятелите ми са тук и ми липсваха.През последните месеци наех къща ,Джемал Хюнал (Керим) също.Взехме конете си и прекарахме най-прекрасните 4 месеца от моя живот.Преди да наема къщата беше по трудно ,защото комуникациите с и от Истанбул бяха трудни ,защото в минутата в която пристигнех от самолета започвах да снимам и снимах понякога до късните часове на нощта.Беше още по-трудно когато снимах и филма "Болките на есента"в началото на втория сезон.Тук свършвах в 6 вечерта ,хващах самолет в 7 за Антакия и от летището направо отивах на снимки. Понякога спях 2/3 часа за няколко дена,понякога имаше линейка за всеки случай при нас.Беше трудно ,но и весело.Изградихме много приятелства,бяхме като братя.Например Четин и Тюлай(Ихсан и Сухейля),те бяха важни за мен и ги ценя много .Сега когато си спомням за Антакия аз си спомням моите хубави дни там,защото Антакия е един от най-красивите градове в Турция. Можеш да намериш хора от всякакви религии там.След Аси не съм имал време да се върна там.

6 част
http://sphotos-d.ak.fbcdn.net/hphotos-a ... 5650937106 … 1_884393458_n.jpg



Сали-В Аси ти беше мъж който не може да изрази чувствата си-докато кажеш на Аси ,че я обичаш ти ни измъчи.В Любов и наказание беше мъж който винаги показва чувствата си без да съжалява .Кой си ти всъщност ,до кой от двата образа си по-близо?

Мурат-Когато вярвам в нещо го правя.Има определени обстоятелства в живота с които трябва да си търпелив и да живееш с тях.Ние правим това за някой който обичаме или за приятел или брат.Ако вярваш в човека с който си ти можеш да се жертваш и да направиш всичко за него.Аз съм така ,като повечето други хора .

Сали-Значи ти си като Демир който не показва своята любов или като Саваш който я показва лесно?

Мурат-Хмммм казвам че мога да общувам по мой си начин даже и да не използвам думи ако не се чувствам готов да говоря..Ako човека до мен изпитва същите чувства ще разбере .И когато дойде момента аз ще покажа любовта си по мой си начин (Tук преводачката казва ,че се надява да са ясни думите ,опитала се е колкото може по-добре да преведе Казва,че вината е на Мурат бил неясен....И аз направих колкото можах ,ноооо Мурат яко увърта на тоя въпрос ...)

Сали-Ние искаме да знаем как използваш всичко това с твоята съпруга Бурчин.Знам че сте играли заедно и сте се влюбили.Как изрази любовта си към нея?

Мурат-Разбира се че помня ,но обикновено не говоря на тази тема.(поглежда настрани).Когато започнахме да снимаме заедно,а това беше отдавна ,снимахме още първия епизод тогава aз я целунах по бузата бързо (смее се)и и казах ,че я обичам .Тогава се почувствах като малко момче.(Говори за сцена от епизода, и че тогава се почувствал по този начин)
7 част
http://sphotos-d.ak.fbcdn.net/hphotos-a ... 5650920773 … 4_160267088_n.jpg


Сали-Каква беше реакцията и ,разбра ли или?

Мурат-Хайде да поговорим за политика сега (смее се)
Наистина не обичам да говоря за това.Ние можем да говорим за това ,но честно казано след това когато видя тези думи "Целунах жена си по бузата"като заглавие на репортажа ще бъде много смущаващо за мен .Не обичам да говоря за личния си живот.

Сали-След като и двамата със съпругата ви сте актьори това как се отразява на отношенията ви?

Мурат- Д сега не сме имали проблеми .Снимането в Антакия беше трудно, но аз успявах да прекарвам време със съпругата си.Тогава тя не работеше.

Сали-Знам че си пеел сред приятели,в бъдеще дали ще пееш ?

Мурат-Пея единствено за хоби.В един момент се интересувах от музика ,но никога не съм пял.


Сайтовете на английски не се отварят не не: , но Петан ги е пуснала в предишен пост, така че може да се сверяват от там...
Image
Аватар
mariya.1942
маниак
маниак
 
Статус:
Мнения: 649
Регистриран на: Сря Юни 09, 2010 1:32 pm
Местоположение: София
Пол: Жена

Re: ИНТЕРВЮТА НА Мurat Yildirim - с превод и без превод

Мнениеот mariya.1942 » Сря Ное 07, 2012 2:46 pm

Thumbs up Zahvalnost
Mina jasmina
Ovo je iz naseg foruma Asi.bg posle mog prenos na tvoj prevod...
Posebno od Petan

https://lh4.googleusercontent.com/-m...3d4226acc1.gif

Петан, това написах днес на хърнатките от форума на Мурат..., за да се убедят, че ние сме добронамерени и може без проблем да си обменяме информации...
Image
Аватар
mariya.1942
маниак
маниак
 
Статус:
Мнения: 649
Регистриран на: Сря Юни 09, 2010 1:32 pm
Местоположение: София
Пол: Жена

Re: ИНТЕРВЮТА НА Мurat Yildirim - с превод и без превод

Мнениеот mariya.1942 » Чет Ное 08, 2012 10:47 pm

здрасти:
Ето и последните части от превода на интервюто на Мурат за арабската телевизия от БГ-мама с превода на Eny87 [11363_980.GIF]




8 част.
http://sphotos-a.ak.fbcdn.net/hphotos-a ... 5656132106 … _1023266010_n.jpg

Скрит текст :
Сали-Ти се интересуваш много от политика,мислил ли си да се кандитатираш за избори за турския парламент и какво правиш на полето на политиката?
Мурат-Ако показвам интерес към политиката това не означава,че ще работя като такъв.Нямам политическа кауза за която да работя и бих желал единствено да бъда артист.Аз както повечето хора се интересувам от политика между другото .Можеш да го намериш това в мен както и при другите хора.Политиката е в основата на събитията около нас.Аз гласувам по въпроси в които вярвам ,не защото съм пристрастен към партия .Гласувам защото целта на политиката е да защитава хората ,включително и Президента на републиката и членовете на Парламента.Всеки един от нас трябва да прави това включително и аз като артист,но аз никога няма да работя в сферата на политиката защото съм артист и ще продължа да бъда такъв.

Сали-Турция има ли още цел да се присъедини към ЕС?
Мурат-Разбира се има тази цел.Турция също се интересува и от Сирия и от Кюрдския въпрос.Присъединяването към ЕС е чудесно защото Eвропа е развита и силна,но това ще зависи и от тяхната позиция към нас също,от техните нужди и дали ние ще можем да ги удовлетворим.Идеята да се присъединим към ЕС беше предложена преди 15/20 години и от тогава на сам Европа се разви още и ние също се развихме като страна .как този процес ще се приеме аз наистина не знам.
Сали-Знам че се интересуваш от Палестинския въпрос ,както и от ужасите събития които сега се случват в Сирия.Възможно ли е да помогнеш с нещо/във възможностите ли ти е ?Ти имаш много фенове в Арабския свят.
Мурат-Честно казано това не е първия път в който ми е задаван такъв въпрос и аз отговорих в миналото,че бих направил всичко което мога ,за да помогна.Аз желая/готов съм/склонен съм да предложа помощ не само на палестинските бежанци ,но и на бежанците от Сирия,които ден след ден се увеличават идвайки в Турция или дори на жертвите от войната от Босна и Херцеговина ,за нещастните хора в Африка.



9 част.
http://sphotos-g.ak.fbcdn.net/hphotos-a ... 5656134439 … _1753645033_n.jpg

Сали-Какво мислиш /как се чувстваш относно киното?
Мурат-Сега /в днешно време когато работиш в телевизията е трудно да работиш и в киното.Аз работя по 6 дена в седмицата и е много трудно да работя в киното.Освен това искам да отдам напълно вниманието си когато снимам филм.Случи се веднъж да снимам едновременно и сериал и филм и беше много трудно,но аз наистина желаех да продължа и продължих( буквално казва ,че е захапал куршума което предполагам означава това,че е продължил и е превъзмогнал трудностите).Това което най-много ме окуражаваше беше сценария –чудесен и интересен и аз трябваше да понеса/изтърпя болките/несгодите.Понякога трябваше да снимам без да съм спал ,но това се случваше и на другите от екипа и се отразяваше и на тях.Но когато имам време няма никакъв проблем да снимам филм.След Любов и наказание имах много време ,за да снимам филм имах предложение да снимам два филма ,но за съжаление те и двата бяха отказани .Mинаха около три години от последната ми работа във филм.
Сали-Филма който снимахте с Берен Саат имаше ли успех в Турция?Като на Аси ?
Мурат-Този филм е политически .Броя на хората които са го гледали не е равен на тези които са гледали Аси ,но всичко е наред.Аз не намирам ,че успеха на филма се дължи само на това колко приходи има продуцента от него.Филмът можеше да бъде по-добър ,а аз можеше да играя по-добре.Сценарият можеше да бъде написан малко по-добре ,но ако бяхме добавили нови идеи в сценария ,той вероятно щеше да бъде повече цензуриран и това щеше да предизвика шум.Според мен филма не беше успешен защото нямаше шанс да предаде основната си идея на публиката.Все пак това беше хубав филм и стана популярен.Разбира се Берен изигра ролята си много добре ,a г-жа Томрис успя да направи снимките в много неудобна и трудна ситуация.Ние харесвахме първото копие на сценария много повече и по мое мнение ако сценария не беше променен и ако напомняше на основната идея щеше да има повече шанс,повече награди и щеше да бъде продаден на повече от едно място в чужбина.Независимо от всичко това филма беше хубав и имаше зрители.


10 част.
http://sphotos-f.ak.fbcdn.net/hphotos-a ... 5656127439 … _1505592888_n.jpg

Сали-За какво беше филма?
Мурат-Разказва за филма.
Филмът беше показан в Гърция и доста нашумя там.По това време гърците ни благодариха за филма и бяха малко изненадани как ние сме могли да бъде така откровени и да предадем на света това послание за истинските събития по време на тези времена.Ние отговорихме казвайки ,че ние сме виновни за онези събития.Ние признаваме и се извиняваме за това.Иска ми се тези събития да не са се случили наистина ,но в историята/в миналото те са се случвали в много държави особено по време на война .На пример по време на Арменската война също.Хората никога не научават истинските факти и до сега отношенията между нас са студени(с Армения) и никога няма да бъде решена .Изглежда че пак се върнахме към политиката(смее се)
Сали-Добре нека да се върнем обратно. В” Аси „ се появи с мустаци това заради филма ли беше?
Мурат-Да във втория сезон имах мустаци заради ролята ми във филма.Така става когато се снимат два проекта едновременно .Щяхме да снимаме лятото ,но се случи нещо и отложихме снимките и те съвпаднаха по време с „Аси”.Но аз не мисля че зрителите не харесваха мустаците изобщо.
Сали-В „Любов и наказание „ ти се опитваше да прекъснеш традициите.До колко те се практикуват в Турция като това човек да сключи брак ,за да предотврати отмъщение?
Мурат-Разбира се това са стари традиции и ние сме чували много за тях .Обаче от 5-10 години ние спряхме да чуваме за тях и има по-малко проблеми ,но те все още съществуват в Анадола и някои части на Истанбул.
Сали-Мислиш ли наистина че сериала може наистина да повлияе на тези хора или да промени нещата?
Мурат-Хората са запознати с тези неща.Разбира се могат да учат от изкуството.Аз не казвам че зрителите винаги трябва да научават нещо от изкуството,но ние винаги вярваме в това, което правим и някои зрители харесват това и се убеждават.Някои хора наистина се убеждават от изкуството.

11 част.
https://fbcdn-sphotos-a-a.akamaihd.net/ ... /557727_45 … _1853233898_n.jpg

Сали-Нека да поговорим за Suskunlar,разкажи ни за твоята роля в сериала?
Мурат-разказва историята на сериала.
Сали-Това първата част ли е?
Мурат-Ние приключихме първата част и първия епизод от втория сезон ще бъде излъчен следващата седмица.
Сали-Колко сезона ще бъде сериала?
Мурат-Честно нямам идея .Mоже да бъде два и ли три или дори повече.Ние наистина искаме края да бъде хубав и не искаме на зрителите да им доскучае от него.Не искаме да влачим особено такъв тип сериал който разглежда социални въпроси.Не искаме да унищожаваме имиджа който този сериал има.Може би ще завършим сезона февруари или дори юни .Наистина не мога да предвидя кога ще е края на сериала.
Сали-Така говорихме за работата ти ,за политика .Забелязах че изглеждаш недостъпен(защото не обича да говори за себе си).Оставих го във времето когато трябва да ни кажеш кой е Мурат Йълдъръм.Ние те познаваме от телевизията и че си актьор ,но кой си ти наистина?
Мурат-Наистина не знам как да говоря за себе си.Не се опитвам да бъда недостъпен или дискретен ,но това ми е в натурата,такъв съм.За да познаваш друг човек много добре трябва да живееш с него ,да споделяш проблемите му и живота му.В ежедневието си винаги се опитвам да бъда дружелюбен и близък до хората ,но също така се опитвам да запазвам някои неща за себе си като някои лични преживявания и семейния си живот ,защото това е много лично и аз има пълното право да ги запазя за себе си.Разбира се споделям ги тези неща с близки приятели и семейството си ,но в същото време това не означава ,че никой не трябва да знае нищо .Много хора се държат така.Аз не обичам да давам интервюта за списания защото повечето журналисти преувеличават и лъжат и единствено се стремят да направят печалба от това което пишат.След като се ожених аз ходя на работа ,после се прибирам в къщи .Посещавам родителите си и моите приятели като всички други хора.

12 част.
https://fbcdn-sphotos-e-a.akamaihd.net/ ... /63311_456 … 7_549250083_n.jpg

Сали-Имаш ли някакви хобита,нещо извън работата?
Мурат-Аз харесвам най-много ,жена ми и аз харесваме да прекарваме вечерите си с приятели в къщи или да отидем на гости в техните домове .Oсвен това аз обикновено нищо не планирам.Правя нещата на място,не обичам затрудненията.Може да искам да яздя кон или да хапна с приятели или да пътувам някъде.
Сали-…..Джемал.
Мурат-Джемал да през миналата година ние бяхме доста изморени ,но честно казано беше изморително/досадно(част от въпроса и отговора за отрязани- явно по време на предаването )
Сали-Къде обичаш да пътуваш?
Мурат-Няма специално място ,просто до нови места.Дори Турция да е много сходна с Европа аз все още обичам д а пътувам из Европа да видя нови места и да науча за различни цивилизации .Аз не съм твърде сложен ,за да не мога да ходя тук или там или пък да планирам напред някое пътешествие.Решавам на място съобразно с времето си и това какво искам да правя.Така е просто/лесно ,другото е трудно за мен .Египет беше една от страните….
Сали-Как беше пътуването ти до Египет ?
Мурат-За мен Египет беше различно място и то ме привлече много.Най=интересното за Египет е че там можеш да видиш различни аспекти на живота.Реката Нил която разделя ,това е разкошна ,красива сцена.Виждате как се разделя в два различни аспекта.Беше красиво пътуване,прекарах три дена и се забавлявах много.Там срещнах прекрасен и дружелюбен човек с който обичам да поддържам контакт .Г-жа Лейла бих желал да и изпратя поздрави.Тя е прекрасен и уважителен човек и е много активна в социалните асоциации в Египет.тя е наистина прекрасен човек.
Сали-какви .кои места посети в Египет?
Мурат-Посетих пирамидите и видях река Нил където направихме обиколка с лодки .Това беше по време на посещението ми на фестивала в Кайро.Не беше дълго пътуване ,но се разходих по улиците и по Souk( така май е думата на арабски за пазар)


13 част.
https://fbcdn-sphotos-e-a.akamaihd.net/ ... /406928_45 … 0_234489343_n.jpg

Сали-Следващият път когато дойдеш трябва да посетиш повече места и да видиш повече арабски филми.
Мурат-Дай Боже/ако е дал Бог.
Сали-Разкажи ми за конете.По време на Аси ли почна да яздиш?
Мурат-Да започна в Антакия по време на снимките на Аси.Джемал и аз учехме заедно да яздим коне .Конете ни бяха през цялото време с нас и ние се надбягвахме/състезавахме/яздехме.Така аз започнах да яздя.
Сали-Ние ти благодарим за компанията ,за усилието ,наслаждавахме се на твоята компания.
Мурат-Аз също се забавлявах и ще бъде чест за мен ако ме посетите.Надявам се да ви видя при следващото ми посещение в Египет и поздрави на всички.
Image
Аватар
mariya.1942
маниак
маниак
 
Статус:
Мнения: 649
Регистриран на: Сря Юни 09, 2010 1:32 pm
Местоположение: София
Пол: Жена

Re: ИНТЕРВЮТА НА Мurat Yildirim - с превод и без превод

Мнениеот petan » Чет Ное 22, 2012 9:56 pm

Meral Okay’s last wishes were made a reality by her peers in the industry
Изображение

The famous screenplay writer & actress who departed life in April 2012, had a last wish which has been made a reality with the assistance of her peers with a evening of remembering…..
Last night at the Tim Show Center, had a full house to listen to the songs of Sezen Aksu, who was there amongst others to bring to life the “Meral Okay Matematik Koy”….all of the proceeds from this event went towards this charitable cause.

[b]Ali Nesin
who established the Matematik Koy in 2007, with the goal of instilling in the young the importance of mathematics, and how enjoyable it can be. The late Meral Okay who in her verbal last will & testament stated will left her entire estate to this establishment. In part with the songs sung by Sezen Aksu, this became part of her dream coming true.

Various guest speakers at the event, talked about the Meral Okay they knew. While some of the comments were quite different, many were similar in nature, most importantly noting her love, and her being a beautiful human being.


Gül Oğuz: Meral was not fond of women who were materialistic, she preferred more mature and natural, this applied to children as well, she appreciate well mannered and open minded children, she always said that children should be taught to be this way.
Halit Ergenç: Meral knew that love never died with death
Hande Ataizi: Requested that everyone sing “Happy Birthday” in honor of her birthday.
Meryem Uzerli: We all come from the same place and will all be going to the same place, with a break in between, and then she read a poem written by her father. She held in her hand a photograph of Meral, daintily as if it could break, she continues with her comments that Meral’s lives and that there does not exist a frame to put the spirit and photograph in.

Murat Yıldırım: Made the most joyful speech of the evening. “She loved me the most. Son, mathematics is half of life. She used to say you have it, Engin does not. Plus you a funnier.” Abla, everything here is he same, Sezen is the same, Nukhet is the same, the government is the same….

Nebil Özgentürk:She always did her utmost for everyone else, and always stayed out of the picture. Today once again we have from a fabulous project to work on.
Nur Fettahoğlu: Read a portion of a episode of Muhteşem Yüzyıl written for the Sultan.
Oktay Kaynarca: I was very much afraid of her, but now I miss those morning phone calls when she would call and give me a hard time, I still have not erased those calls. Sometimes I call, but there is no response. I am also certain that I am not the only one who calls, we all miss her very much.
Ozan Güven: I used to call her Aunt Meral, and I will continue to do so now. She loved like no other. She used to speak of her deceased husband Yaman in such a way, it was like he was only gone 5 minutes, that is how much she loved him. I am confident that they are both together now, living their love for each other.
Özgu Namal: She would always tell me regardless of what happens always stand by your love. One day on the set she said to me, if Yaman and I had, had a daughter she would have most likely looked like you, dark hair, and dark eyes. We were going to name her Hayat (Life). She then said Yaman and I never had that little girl, but I wish you the long life (Hayat). She said sometimes you never can tell what type of pain a person is feeling from what you see on the outside, therefore never judge a person on their appearance, love everyone firsthand from the heat.
Pelin Akat: I always told her that she was like a book, and I am very happy to have met the woman who was like a book.
Selma Ergeç: Took a scene from Muhteşem Yüzyıl, Episode 11 and preformed a 50 second sketch. She concluded that the most beautiful thing that one person could give to another is inspiration. And for this I thank Meral Okay.[/b]

Posted on 22 Kasım 2012 By Cennet Günay~Translation Editor http://sinematelevizyonlifestyle.com/20 ... -industry/

Image Image


PS: Какво е свързвало Марал Окай с видния турски математик Али Несин - те си знаят. Но преди смъртта си, тя завещава цялото си налично имущество (не е имала деца) на фондацията на видния турски математик (той има 4 деца). Чрез фондацията, на 1 км от Измир, върху площ от 55 акра се строи село - образователна и научна институция в областта на математиката, предимно за децата и младите хора. В селото се организират семинари, лекции по математика и свързани с това научни и образователни дисциплини, както и лагери за начално ниво на обучение, както и за напреднало ниво, курсове по математика за гимназисти. ...
Изображение Nesin Matematik Köyü

Ali Nesin основател на "математическото село" (Nesin Matematik Köyü'nün kurucusudur.) http://tr.wikipedia.org/wiki/Ali_Nesin
Последна промяна petan на Нед Дек 02, 2012 12:22 pm, променена общо 1 път
Аватар
petan
Глобален Модератор
Глобален Модератор
 
Статус:
Мнения: 7771
Регистриран на: Пон Сеп 06, 2010 9:09 am
Местоположение: София
Пол: Жена

Re: ИНТЕРВЮТА НА Мurat Yildirim - с превод и без превод

Мнениеот petan » Сря Ное 28, 2012 9:25 am

Изображение
ФИЛМ НА ГОДИНАТА

Yılın filmi “Tepenin Ardı” (Turkey/Greece) Отвъд хълма

https://www.facebook.com/v/415143971856814


Berlin Film Festivali (Almanya): Caligari Film Ödülü, En İyi İlk Film dalında Özel Mansiyon
İstanbul Film Festivali: Ulusal Yarışma: En İyi Film, En İyi Senaryo, FIPRESCI Ödülü
Taypey Film Festivali (Tayvan): Yeni Yetenek Yarışması Jüri Özel Ödülü
Karlovy Vary Film Festivali (Çek Cumhuriyeti): NETPAC En İyi Asya Filmi Ödülü
Saraybosna Film Festivali (Bosna Hersek): Jüri Özel Ödülü
Paliç Film Festivali (Sırbistan): En İyi Film
Osian Cinefan Film Festivali (Hindistan): En İyi İlk Film
Batum Film Festivali (Gürcistan): En İyi Yönetmen
Malatya Film Festivali: En İyi Film, En İyi Senaryo, En İyi Erkek Oyuncu (Tüm Erkek Oyuncular), SİYAD En İyi Film Ödülü
Asya Pasifik Film Ödülleri: En İyi Film

İlk kez Tepenin Ardı’nda bir araya gelen oyuncular Berk Hakman, Mehmet Özgür ve Reha Özcan film çekimlerinden sonra yeniden Suskunlar dizisinde bir araya geldiler. Ve dizinin kötü adamları Gurur, İrfan ve Sait karakterlerini canlandırdılar.

Yılın filmi “Tepenin Ardı” sinema salonlarından talep bekliyor !

2012 yılında başta Berlin Film Festivali, Karlovy Vary Film Festivali, Saraybosna Film Festivali ve İstanbul Film Festivali olmak üzere birçok festivalden ödüller alan, en son Asya Pasifik Film Ödüleri‘nde En İyi Film seçilen Tepenin Ardı, dünyayı dolaştıktan sonra 14 Aralık‘ta Türkiye’de vizyona giriyor. Fakat filmin bütün başarısına rağmen Türkiye’deki sinema salon işletmecileri filme rağbet göstermiyor. Filmin Türkiye dağıtımcısının bildirdiğine göre şu ana kadar sadece yedi sinema salonu Tepenin Ardı‘nı vizyona sokmak üzere talepte bulunmuş bulunuyor. Tepenin Ardı sinema salonlarından daha çok ilgi ve talep bekliyor.

Şubat 2012′de Berlin Film Festivali’ndeki ödüllü dünya prömiyerinden sonra, Tepenin Ardı 30′un üzerinde film festivalinde gösterildi ve toplam 16 ödül kazandı.

İlk kez Tepenin Ardı’nda bir araya gelen oyuncular Berk Hakman, Mehmet Özgür ve Reha Özcan film çekimlerinden sonra yeniden Suskunlar dizisinde bir araya geldiler. Ve dizinin kötü adamları Gurur, İrfan ve Sait karakterlerini canlandırdılar.

Çekimleri geçtiğimiz Ağustos 2011′de Karaman’ın Ermenek ilçesine bağlı Balkusan Köyü yakınlarındaki bir boğazda tamamlanan Tepenin Ardı, western filmlerini andıran mekân kullanımı ve atmosferiyle, gerilim tonu yüksek bir aile dramını anlatıyor.

Ailesiyle ve çevresiyle yaşadığı sorunlarla yüzleşmek yerine, tüm sorunların sorumlusu ilan edilebilecek bir düşman, bir günah keçisi yaratan maço erkek kültürünün trajedisini anlatan filmde Tamer Levent, Reha Özcan, Mehmet Özgür, Berk Hakman, Banu Fotocan ve Furkan Berk Kıran rol aldılar. Filmde profesyonel oyunculara, Ermenek ve Balkusan’dan seçilen Şevval Kuş ve Sercan Gümüş eşlik etti.

Sinopsis: Faik, Orman İşletmesi’nden emekli olduktan sonra yaşadığı kasabanın yaylasında babadan kalma bir araziyi işlemeye ve burada ufak bir keçi sürüsü beslemeye başlamıştır. Araziye bakmak üzere bir ortakçı yörük ailesiyle anlaşmıştır. Bir Ağustos günü Faik’in oğlu Nusret, iki torunu Zafer ve Caner birkaç günlük tatil için dedelerini yaylada ziyarete gelir. Oğlu ve torunları geldiği esnada Faik karşı tepenin arkasında çadır kurmuş yörüklerle amansız bir kavgaya tutuşmuştur. Aile buluşması, hem Faik’in ailesi içindeki, hem de ortakçı aile ile aralarındaki bazı sorunları su yüzüne çıkartır. Fakat Faik için asıl tehdit yörükler gibi gözükmektedir.

Posted on 28 Kasım 2012 By Gönülce / http://sinematelevizyonlifestyle.com/20 ... -bekliyor/

Последната награда е от 6-тия филмов фестивал в Австралия на Asia Pacific Screen Awards (на страните от Азиатско-Тихоокеанския регион: Индия, Индонезия, Иракски Кюрдистан, Израел, Япония, Китайската народна република, Филипините, Република Корея и Тайван, за първи път Ирак ) за най-добър филм. За режисьора Emin Alper това е първият му игрален филм .Продуценти са: Енис Köstepen, Емин Алпер и Сейфи Teoman, коопродуцент - Никос Moutselos.
Изображение http://www.asiapacificscreenacademy.com ... announced/

Изображение Berk Hakman, Robert De Niro and Banu Fotocan _ New York .04.2012. Филмовият фестивал Tribeca Film Festival in New York,April 18, 2012. е под патронажа (5 години на ротационен принцип) на Робърт Де Ниро и е създаден след 11 септември с идейна насоченост "страхът на хората от тероризма"...

На големия екран в Турция филмът излиза на 14.12.2012 г.
Аватар
petan
Глобален Модератор
Глобален Модератор
 
Статус:
Мнения: 7771
Регистриран на: Пон Сеп 06, 2010 9:09 am
Местоположение: София
Пол: Жена

Re: ИНТЕРВЮТА НА Мurat Yildirim - с превод и без превод

Мнениеот petan » Чет Ное 29, 2012 11:19 am

Milliyet.com.tr » Tv Rehberi Ana Sayfa » Anibal Güleroğlu / 08 Kasım 2012 - 00:00 Изображение
‘Suskunlar’ın susması yakın mı?

http://tvrehberi.milliyet.com.tr/-susku ... efault.htm
http://blog.milliyet.com.tr/_Suskunlar_ ... 5&RefNo=22

Show TV’nin yeni sezonda beklediğini bulamayan yapımı ‘Suskunlar’ın durumu gün güne zora giriyor. ...
Show TV’nin yeni sezonda beklediğini bulamayan yapımı ‘Suskunlar’ın durumu gün güne zora giriyor.

Medyaya yansıyan şekliyle, aldığı yoğun eleştirilerden dolayı diziyi artık yazmama kararı alan, ‘Suskunlar’ın senaristi Pınar Bulut bilindiği gibi en son 26.bölümü de yazarak diziden ayrılacak.

Yapımdan umduğu verimi alamayan Show TV yönetimi de ‘Suskunlar’ için dizilerin klasik sonlanma yolculuğunu devreye sokmuş durumda.

TNS ölçümlerine göre 20’nci sıralarda olan, TRT yapımlarının yer aldığı SBT ölçümlerinde ise daha da gerileyerek 30’unculuğu gören ‘Suskunlar’, yolculuğun ilk etabı olan gün değişimiyle karşı karşıya kalıp Perşembe’den Pazar’a alındı bile.

***

Şimdi gel de ‘Biz söylemiştik’ deme…

‘Suskunlar’ dizisinin yeni sezonundaki ilk eleştirimizde yapımın başa sardırma kolaycılığıyla rotasını çizdiğini vurgulayıp ‘Artık bundan sonrası sür gitsin piyasası’ tespitinde bulunmuştuk.

Oldukça tepki çeken bu satırlarımızın ardından, ‘Suskunlar’ın Tükenişinin Resmidir!’ başlıklı yazımızda ‘Görünen köy kılavuz istemez. Daha yeni sezonun ilk bölümünden belliydi Suskunlar’ın senaryosundaki iflas. Hatta bırakın ilk bölümü, fark yaratmak için öyküyle hiç ilgisi olmayan tuvaletli tanıtım dahi yeni sezonun fosluğuna delaletti’ diyerek söze başlayıp dizideki deformasyonu dile getirmiştik.

Nitekim fanlarının tüm kızgınlığına ve aksi söylemine karşın öngörülerimizde haklı çıktık. İlk sezon hazır öykünün mirasına konup ‘çocuk tecavüzü’nden ve Ahmet Kaya parçalarından nasiplenen ‘Suskunlar’, ne yazık ki bu sür gitsin piyasasının dahi hakkını veremez oldu.

***

Her geçen bölüm biraz daha kan kaybeden ‘Suskunlar’da bir kez daha belirtelim ki, oyunculuğa söylenecek söz yok! Ancak senaryo ve yönetmenlik konusunda aynı kaliteyi yakalamak imkânsız.

Senaryonun baş hatası, orijinalindeki intikam olayını ilk sezonda sonlandırması! Sağlam bir örgü kurulur pekâlâ ikinci sezona taşınabilirdi, tecavüz mağduru ‘Suskunlar’ın intikamı.

Bunun yerine ne yapıldı? Yaratıcılık gerektirmeyen basit gelişmelerin arasına bolca hapishanedeki çocukların görüntüleri serpilerek, izleyici duygusallığını sömürme kolaycılığına sığınıldı.

Zaten o eziyet sahneleri, Ahmet Kaya’nın duygu yüklü şarkıları ve ikide bir terennüm edilen ‘Erkekliğini aldım’ türküsü olmasaydı ‘Suskunlar’ ilk sezonda da başarıyı zor yakalardı.

***

İkinci sezona malzemesini sıfırlamış olarak giren ve uyduruk bir tecavüzle ilgi çekmeye çalışan ‘Suskunlar’, anlamsızca ve sürüsüne bereket mantık hatalarıyla piyasaya sürülen Gurur’un intikamını ve ondan daha da boş olan Nisan karakterini yarattı.

Biri; yaptıkları yapacaklarına teminat olan, polis katili, tecavüzcü, ruh hastası Gurur Efendi… Diğeri; damdan düşer gibi çıkagelen, Ecevit’e büyük olanaklarla iş teklif eden, sonra da aşk meşk dalgasına koynuna giren bir kadın…

Birbirlerine ölümüne bağlı olan arkadaşların arasını bozmak için bu iki karakter yetti de arttı bile. Var mı böyle bir mantık?

Hadi Şerif erkeklik egosuyla Nisan’a kapıldı diyelim. Peki ya, üç kafadarın Gurur’un onca yaptıklarını bir kalemde silip onun her dediğine sorgusuz sualsiz inanmaları, adeta oyunun şahı haline getirilen Gurur’un piyonuna dönmeleri de neyin nesi?

Bu iki karakterden gelişen tutarsızlık o ölçüye vardı ki, ‘O komiser Alain Delon mu o kız onun için her şeyi yapıyor? Olay ne?’ diyen ve dizideki devamlılık sorunuyla rejiye dikkat çeken İbrahim Tatlıses bile dayanamayıp koydu eleştirisini bu iki karakterden yana.

Ayrıca dizide öyle bir hava yaratıldı ki, neredeyse Gurur’a acıyacağız ve onun yerine diğerlerine kızacağız. Bedeniyle acıyı hissetmeyen Gurur ruhundaki boşlukla eziyet çekiyor, seviyor ve kıskanabiliyor. Böylelikle insani yönünü sergiliyor. Takoz hem dil, hem de mal fakiri olmuş durumda. Müdür, sanırsınız kafayı üşütmüş. Velhasıl üçü de acınacak halde.

Buna karşılık, başka özenilecek iş yokmuş gibi hayali ‘silah’ satmak olan Sarı, içindeki canavarı salıvermiş, mahallenin kabadayılığına soyunuyor. Ecevit zaten arkadaşlarını gammazladığı için çocukluktan ‘kötü’ çıktı. Sergiledikleri performanslar karşısında neredeyse ‘Yoksa asıl kötü bunlar mı’ diyesi geliyor insanın. İbo için şimdilik bir şey yok. O kötülüğü ıskalayıp her daim mazlum olanlardan.

Bütün bu manzaranın kavram çorbasında dibi tutturan senarist kaçmasın, reytingler düşmesin de ne olsun?

***

Özetle, aklı başında herkes bu dönem sergilenenlerin kofluğunu rahatlıkla kavrayabilir. Nitekim kavrıyor da. Düşen reytingler bunun en net göstergesi.

‘Sleepers’ uyarlamasıyla baştan beri kendi dilini konuşmayan… Konuşmaya kalktığında da, intikam öyküsünden aşk çıkmazına dönüşüp eli ayağına dolanan ‘Suskunlar’ın yeni gününde, yeni senaristiyle ne yapacağını hep birlikte göreceğiz.

Emeğe saygı adına temennimiz gün değişimiyle yolu açıp oradan şutlananların akıbetine uğramaması. Akıl gözümüzle dillendirdiğimiz ise bu saatten sonra senaryoyu toparlayıp rayına oturtmanın zorluğu! Beyaz camdan görünen de, ‘Suskunlar’ın susmasının yakın olduğu!

Anibal GÜLEROĞLU
guleranibal@yahoo.com
http://www.twitter.com/guleranibal


BG: Фенклуб на Аси http://www.my-asiclub.com

Сускунлар ,който се излъчва по SHOW ТV,през новия сезон не намери очакваното внимание и положението става все по критично .Всичко ,което излиза по медиите и отзивите ,които се получават,накараха Пънар Булут да приключи писането на Сускунлар със 26 еп.Сускунлар, също така не успя да оправдае очакванията на медията SHOW TV. Затова май наближава края , това е предпоставката и за преместването на деня, в който се излъчва Сускунлар от четвъртък на неделно излъчване.
Според класациите на TNS е на 20 място,а според SBT е даже на 30. Сега да не кажете,че „Не бяхме го казали“...
Бяхме писали за това как Сускунлар вече са в етап на свършен сценарий и продължават на самотек.
Разбира се имаше много реакции на това което бяхме писали:“Това е официалния привършек на Сускунлар“и „ „.Още от първата серия в новия сезон се виждаше ,че в Сускунлар вървят към крах на сценария.Даже оставете първата част ,за да привлекат внимание използваха сцена ,без никакво участие ,сцената с тоалетната.
Една част от феновете видяха ,че сме прави.Използваха готовия успех на първа част и на историята ,продължиха с сцените в затвора с децата,а допълнението с озвучаването със песните на Ахмет Кая също накара зрителите да са разчувствани за пореден път и така това беше успеха за пирви сезон.
С всяка изминала серия Сускунлар губи от своята кръв.Подчертавам ,че нямам забележка към играта на актьорите!Но сценарият и реж.не могат да се похвалят със същото качество.
Основната грешка в сценария е ,че приключи основната тема в първия сезон. Добре изградената теза ,можеше да се пренесе и във втори сезон,но те за втори сезон използваха и продължиха не с отмъщението на онеправданите ,а измислиха изнасилване и отмъщение на Гурур.
Втори сезон се продължи с история без смисъл и значение,а и измислиха още по безсмисления характер на Нисан.
Единият герой полицай убиец и безчувствен психопат.Другият като паднал от небето измислен герой/Нисан/,която предлага работа на Еджевит и после някаква любов ...За да развали приятелството на двама свързвани завинаги, повече от братя, измислиха тези двама герои.
Да речем ,че Еджевит се влюби в Нисан ,нали е мъж,но всички да забравят миналото на Гурур и да му вярват на всяка негова дума,,направо се превърнаха в пионки на Гурур ли?
Този комисар Ален Делон ли е ,че това момиче прави всичко за него? Даже Ибрахим Татлъсес не се сдържа и направи коментар за двамата .
А сега има една друга атмосфера, едва ли не трябва да съжъляваме Гурур. Такоз е хем ням, хем беден. Директора пък вече май е изкукуригал. Едва ли не трябва да съжъляваме и тримата.
Билял пък вече е освободил дявола в себе си и продължава да продава оръжие и да е главатар. Еджевит пък излезе лош ,защото като малък е предал приятелите си.
Човек му иде да се запита да не би това да са лошите.
От цялата тази каша ,как да не бяга режисьор,как да не пада рейтинга?
По история на Слийпърс ,още от началото Сускунлар не говори своя език...А когато се опита да е Сускунлар от отмъщение се натъкнахме на любовен лабиринт.

Какво ще стане със Сускунлар всички скоро ще научим.

Май вече е късно да се оправи грешката и Сускунлар скоро ще замълчат.!


Забележка:
Статията от 08.11.2012 на тази младата турска TV критичка дава отговор за мотивите да се срине рейтинга и да се спре сериала. Не е важно ние какво мислим, а турския зрител, защото сериала преди всичко е за тях, за техните възприятия и техния морал и поведение.
Има много показателни въпроси, които и ние извън TR си задавахме , но така и не получихме отговор.
Не стига само великолепната игра на актьорите, които подходиха супер професионално към работата си. Сценарий... режисура...стайлинг ... камера ...навярно и съобразяване с действаща цензура...
Аватар
petan
Глобален Модератор
Глобален Модератор
 
Статус:
Мнения: 7771
Регистриран на: Пон Сеп 06, 2010 9:09 am
Местоположение: София
Пол: Жена

Re: ИНТЕРВЮТА НА Мurat Yildirim - с превод и без превод

Мнениеот petan » Съб Дек 01, 2012 5:01 pm

Özel Haber: 'Suskunlar'ın Ecevit'i Murat Yıldırım."Dizi Sektöründe Daha Kaliteli Şartlar... ('SUSKUNLAR'IN ECEVİT'İ MURAT YILDIRIM.)
Haber Tarihi: 01 Aralık 2012 Cumartesi Saat 14:57Doğan Haber Ajansı http://www.haberler.com/ozel-haber-susk ... 45-haberi/
Изображение Изображение Изображение


Esma ÇAKIR - ROMA / DHA – - Yıldırım, "Zaten Suskunlar'ın uzaması konusunda bir beklentim yoktu. İyi bir şekilde bitirdik"
Vatikan'dan Uluslararası Giuseppe Sciacca Ödülü'nü almak için geldiği Roma'da DHA mikrofonlarına konuşan Murat Yıldırım, Türk dizi sektörünün halihazırdaki durumu konusunda çarpıcı açıklamalarda bulundu.
... [difus_blush2.gif]
Esma ÇAKIR - ROMA / DHA – - Yıldırım, "Zaten Suskunlar'ın uzaması konusunda bir beklentim yoktu. İyi bir şekilde bitirdik"

Vatikan'dan Uluslararası Giuseppe Sciacca Ödülü'nü almak için geldiği Roma'da DHA mikrofonlarına konuşan Murat Yıldırım, Türk dizi sektörünün halihazırdaki durumu konusunda çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Vatikan'dan aldığı ödülün, özellikle Orta Doğu ve Balkanlar olmak üzere, Türk dizilerinin yurtdışındaki başarısından kaynaklandığını ifade eden Yıldırım, "Bu ödüllerin devamı gelmeye devam edecek. Fakat bizim de kendi içimizde bazı değerlendirmeler yapmamız gerekiyor. O da, madem böyle bir dünya pazarı oluştu daha iyi, daha kaliteli şartlar nasıl oluşturabiliriz. Ne bileyim sürelerde ya da çalışma koşullarında daha kaliteli işler yaparak daha da güzel şeylere imza atabiliriz diye düşünüyorum" diye konuştu.

SÜRELER KISALMAZSA DİZİLER SIKICI OLACAK

Türkiye'de dizi sektörünün iyi gidip gitmediğinin şu sıralar tartışılır olduğunu söyleyen başarılı oyuncu, "Çünkü dizilerin 90 dakika olması ve bütün gün boyunca ekranda bir sürü dizinin aynı şeyi işliyor olması belki insanlarda bir müddet sonra sıkıcılık oluşturacak ve diziler daha fazla izlenmemeye başlayacak. Bunu dizi sektörü açısından konuşuyorum. Yoksa toplum açısından iyi midir kötü müdür bunun hiç tartışmasını yapamam şu anda" diye sözlerini sürdürdü.

AMERİKA'DAKİ GİBİ OLABİLİR

İyi işler yapılmak isteniliyorsa Amerika örneğinin ele alınmasının faydalı olacağını vurgulayan Murat Yıldırım, "Amerika'daki gibi yılda 26 bölüm, belki işte 45 dakika devam eden diziler yapılması gerekiyor ki yani insanlar hem bunun devamını izleyebilsin hem de işler daha kaliteli olsun. Yoksa akşam saat 8'den başlayıp, gece 11 buçuğa kadar insanlara gelin burada oturun ve bu diziyi izleyin demek biraz zorlayıcı bir şey. Benim açımdan öyle yani. En azından akşam saat 8'den 11 buçuğa kadar oturup bir diziyi biraz zor izlerim" diye konuştu.

HUKUKUN YARDIMCI OLMASI GEREKİYOR

Aynı zamanda Türkiye'de oyuncuların haklarının evrensel düzeyde, anayasal haklarla korunmasını sağlamak amacıyla kurulan Birleşik Oyuncular Meslek Grubu'nun (BİROY) bir üyesi olan 33 yaşındaki oyuncu, "Yasamız var fakat şöyle bir durum var. Çalışanların işçi sıfatında olmaları için onunla ilgili bazı ayarlamalar yapılması gerekiyor.

BİROY, telif halklarının korunması için, sendika da çalışma şartlarının düzeltmesi için bazı çalışmalar yapıyor. Bu ikisinin beraber paralel bir şekilde yürüyebilmesi için de hukukun buna yardımcı olması gerekiyor. Yani bazı yasaların çıkarılması gerekiyor ki tekrar bütün düzenlemeler yapıldıktan sonra hem çalışanlar hem işverenler karşılıklı olarak rahat etsin. Bunun sonucunda da daha iyi işler çıkacak ve hepimiz için çok daha iyisi olacak diye düşünüyorum" diye yapılması gerekenleri dile getirdi.

KENDİMİ ELEŞTİRİYORUM AMA ÇOK DA YÜKLENMİYORUM

Ekranda izlerken kendisine hem güldüğünü hem de eleştirdiğini söyleyen Yıldırım, "Bazen gülüyorum bazen eleştiriyorum ama yani çok da haksızlık etmemek gerektiğini söylüyorum kendime. Çünkü günde 17-18, 19-20 saatlere varan çalışmalar sonucunda yetiştirmeye çalıştığınız sahnelerde kendinize fazla da yüklenmemek gerektiğini düşünüyorum. Senaryolar, sete çıkmadan bir gün önce geliyor ve o haftanın setine çıkıyorsunuz. Yani ne kadar hazırlanabilirsiniz?" diye yaşanan bir başka zorluğu ifade ediyor.

ŞÖHRET OLMAK İÇİN YOLA ÇIKMADIM

Çalıştığı sektörde zor olmasına karşın özel hayatını korumayı ve 5 yıl önce hayatını birleştirdiği meslektaşı Burçin Terzioğlu'yla evliliklerini ortalığa sermemeyi başaran Yıldırım, bunun sırrını ise şöyle açıklıyor:

"Bu işe başlarken de ünlü olmak, şöhret olmak gibi bir şekilde yola çıkmamıştık. Birçok arkadaşımız o şekilde yola çıkmadı ama yani benim bu konuda karşıma çıkan seçeneklerim de, bana bu anlamda yardımcı oldu. Burçin'le bundan 5 yıl önce evlendiğimiz zaman da bunları düşünüyordum ve şimdi de aynı şeyleri düşünüyorum. Normal olmak hoşuma gidiyor. Aile olmak hoşuma gidiyor. Ne bileyim çok da fazla ekstra bir şey yapmadım. Normal hayatımı yaşamaya devam ettim ben. Yani işime hep normal bir iş olarak baktım. Yani çok da farklı bir şey yapmadığımı düşündüm belki de. Onun için böyle oldu."

YUNAN KADINLARIN İLGİSİ

Daha önce rol aldığı 'Asi' dizisinin yayınlanması üzerine Yunanistan'da da adını duyurmayı başaran Murat Yıldırım, Roma sokaklarında yürürken de 2 Yunanlı kadının yoğun ilgisiyle karşılaştı. Kendisini çok uzaktan gören kadınlar, yakışıklı aktörle bol bol fotoğraf çektirirken, Murat Yıldırım sokakta karşılaştığı tepkilere ilişkin şöyle konuştu: "İlk başlarda enteresan geliyordu ama biraz onlara alıştık. Bu kadar çok tanınıyor olmak, herkes size bakıyor, böyle bir enerji geliyor üzerinize. Bazen rahatsız edici bir enerji oluyor. Bir de çok fazla göz üzerimde olunca rahatsızlık duymaya başlarım ama sonra alışıyorsunuz buna. Çünkü bu bir iş ve insanlar sizi ekrandan görüyor bu çok normal. Bunları kendi içinizde hallettiğiniz zaman çok fazla sıkıntı kalmıyor. Yoksa öbür türlü biraz zor yaşanır diye düşünüyorum. Yani sürekli insanlar benimle ilgileniyor bana bakıyor… Normal bir hayat yaşıyoruz ve bu da benim işim."

"ZATEN SUSKUNLAR'IN UZAMASI KONUSUNDA BİR BEKLENTİM YOKTU. İYİ BİR ŞEKİLDE BİTİRDİK"

Son dönemde biten diziler kervanına, geçen sezon başlayan ve başrollerini Murat Yıldırım, Aslı Enver Sokullu, Sarp Akkaya, Güven Murat Akpınar ve Berk Hakman'ın paylaştığı 'Suskunlar' da eklendi.

Sosyal medyada dizinin bitmemesi yönündeki yoğun tepkilere karşın Pazar akşamı ekranlara veda edecek olan diziye dair telefon ile ulaştığımız Yıldırım, "Zaten Suskunlar'ın uzaması konusunda bir beklentim yoktu. İyi bir şekilde bitirdik" dedi.

Dizinin kaldırılma kararının yapımcı şirket ve yayınlandığı TV kanalı tarafından verildiğini vurgulayan Yıldırım, Perşembe günü son çekimleri de yaptıklarını ve artık tatilde olduklarını söyledi. "Dizi daha da uzatılabilir mi?" diye düşünülürken birden hikayenin sonlanması gerektiğine karar verildiğine dikkat çeken Yıldırım, "Zaten dizinin uzaması konusunda bir beklenti içinde değildim, hikaye uzadıkça kötü bir şeyler ortaya çıkacak diye. Böylece iyi bir şekilde bitirdik" diye konuştu.


PS: Интервюто е дадено в Рим мисля: (за наградата) , но сега се пуска. Ще изчакам някакъв превод ...поне на английски ...


http://www.youtube.com/watch?v=eoCvPr92y8c
[11363_980.GIF]


@ teuta.luburic(HR) Изображение http://postimage.org/gallery/3kw86zxa/
Последна промяна petan на Пон Дек 03, 2012 1:20 pm, променена общо 1 път
Аватар
petan
Глобален Модератор
Глобален Модератор
 
Статус:
Мнения: 7771
Регистриран на: Пон Сеп 06, 2010 9:09 am
Местоположение: София
Пол: Жена

Re: ИНТЕРВЮТА НА Мurat Yildirim - с превод и без превод

Мнениеот petan » Пон Дек 03, 2012 12:15 am

Изображение
ИзображениеИзображениеИзображение


На страницата на Сускунлар актьорите се разделят с феновете.

Такоз Ърфан Изображение https://www.facebook.com/v/10151304726965042

Sait Karam Изображение https://www.facebook.com/v/10151305883520042
"Bu dizi de hayat boyu benimle yaşayacak bir dizi.. GT: "Този сериал ще живее в мен за цял живот ...

Ahu (Asli Enver) Изображение https://www.facebook.com/v/10151306081670042

Sarı /Bilal (Sarp Akkaya) Изображение https://www.facebook.com/v/10151306224815042




Финалният еп.28 е гледан от екипа заедно на вечеря в ресторант Изображение Изображение
‘SUSKUN’ VEDA http://www.youtube.com/watch?v=_hUtJcyn4i8
Изображение Изображение
Актьорите от сериала в края на седмицата се събраха в едно заведение"Чаршъ Балък" в Бешикташ. И заедно изгледаха финалния епизод. На излизане от заведението Мурат Йълдъръм каза :Стана много хубав сериал.Финалът се знаеше какъв ще бъде. А и трябваше да приключим тази работа,докато все още се харесваше на зрителя.
Аватар
petan
Глобален Модератор
Глобален Модератор
 
Статус:
Мнения: 7771
Регистриран на: Пон Сеп 06, 2010 9:09 am
Местоположение: София
Пол: Жена

Re: ИНТЕРВЮТА НА Мurat Yildirim - с превод и без превод

Мнениеот petan » Сря Дек 05, 2012 7:38 pm

Не пропускайте този филм!
Tepenin Ardı

Изображение

Изображение Изображение
http://cadde.milliyet.com.tr/2012/12/05 ... kacirmayin


Emin Alper’in ilk uzun metraj filmi ‘Tepenin Ardı’ söz konusu olduğunda hüzünlenmemek elde değil. Zira yapımcılarından Seyfi Teoman’ı, film ödül maratonuna başladıktan bir süre sonra kaybettik.

2012’nin en başarılı yerli yapımlarından olan, yurt dışında ödülden ödüle koşan filmin iki oyuncusuyla, Reha Özcan ve Berk Hakman’la Time Out dergisi konuştu. CADDE ve Time Out olarak, 14 Aralık’ta vizyona girecek ‘Tepenin Ardı’nı kaçırmamanızı salık veriyoruz.

Reha Ozkan “Bu topraklarda her şey olacağına varır”

‘Tepenin Ardı’nın çekimleri esnasında sette nasıl bir atmosfer vardı, nasıl günler geçirdiniz? Bu setten size nasıl anılar kaldı?
Set öncesi İstanbul’da hazırlık yaptık. Konya’da uçaktan inip Ermenek’e yolculuk ettiğimiz sırada büyük endişelerimiz vardı. Ama Ermenek’teki otele vardığımızda korkularımızdan arındık ve önemli bir projenin içinde olduğumuzu anladık. Rejisör Emin Alper, uygulayıcı yapımcı Seyfi Teoman ve Enis Köstepen’le işe motive olduk. Bir sporcunun kampı gibiydi set günleri, çünkü içimizde en genç atletimiz Tamer Levent vardı. Mehmet Özgür, Banu Fotocan, Berk Hakman, Furkan Berk Kıran’la aile gibiydik. Birbirimizi motive ediyor, zamanımızı boş geçirmiyorduk. Zaten imkansızı başardık ve 18 günde filmi bitirdik. Balkusan Köyü halkının yanımızda oluşu, yörenin en güzel lezzetlerini ikram etmeleri, İstanbul’un robotlaşmış ve bireyselleşmiş havasından sonra bizde terapi etkisi yarattı.
Filmin aldığı harika yorumlar ve pek çok ödül hepimizin malumu... Bunun dışında ‘Tepenin Ardı’nın festival macerasına dair neler anlatabilirsiniz?
Sanırım bağımsız sinemanın en büyük getirisi, hayalini kurduğumuz festivallere katılmak. Berlin, Saraybosna, Priştine, Karlovy Vary festivallerine katıldım. Jeremy Irons’la tanıştım. Her festivalde ödül töreni akşamı ve kırmızı halı geçitlerinde gurur duyduk. Hayranlıkla izlediğimiz filmlerin oyuncularının da bizim filmimizi izledikten sonra bize aynı hayranlıkla yaklaştıklarını gördük.
İlk filmini çeken Emin Alper’i sette oyuncuyla iletişimi, yönetmenlik stili gibi konularda değerlendirmenizi istesek neler söyleyebilirsiniz?
Emin, dersine iyi çalışan bir yönetmen. Daha önce yaptığı kısa filmlerle nasıl bir dünyası olduğunu göstermişti. Bir yönetmen için en önemli dert, oyuncuyu motive etmek. Emin ilk filmi olmasına rağmen hepimizi yaptığı işe inandırdı ve karşılığını gördü sanırım. Ama bundan sonra hayat onun için çok zor çünkü yaptığı işin üzerine çıkması lazım.
Sizce film vizyonda hak ettiği ilgiyi görecek mi?
Bu yılın en iyi yerli yapımlarından biri olarak gösteriliyor. Hak ettiği ilgiyi ve seyircisine ulaşabilmesini canı gönülden istiyoruz. Ama bu topraklarda her şey olacağına varır.
Tiyatro kökenli bir oyuncu oluşunuz, sinema filmleri için hazırlanırken yaklaşımınızı nasıl etkiliyor?
Dramaturjik çalışmalar farklılık göstermez ama rolün seyirciyle buluşma aşaması için teknik farklılıklar var. Sonuçta sinema rejisörün dünyasıdır ve sen o dünya için bol bol alternatifli malzemeler sunarsın. Oysa tiyatroda her şey sahne üzerinde oyuncunun seyirciyle buluşma anına yöneliktir.
Ülke sinemalarını takip eder misiniz? Favoriniz olan bir ülke sineması var mõ?
Elimden geldiğince takip ederim ama beni en çok Fransız sineması etkiliyor. Haftada 6-8 film seyretmeye çalışıyorum.
Aralık ayında genelde ortalık ‘en iyi’ler listeleriyle dolup taşar. Sizce 2012’nin en iyi 5 filmi hangileriydi? Neden?
Yerlilerden ‘Yeraltı’, ‘Babamın Sesi’, ‘Araf’ ve ‘Küf’. Yabancılardan da ‘Cloud Atlas/Bulut Atlası’ ve ‘The Girl with the Dragon Tattoo/Ejderha Dövmeli Kız’ en beğendiklerimdi.
‘Tepenin Ardı’nın yapımcılarından biri Seyfi Teoman’dı. Neler söylemek istersiniz?
Seyfi Teoman’ı 2008’de çektiğim ‘Bahtı Kara’ filmiyle tanıdım. ‘Tatil Kitabı’nı seyrettiğimdeyse “Birkaç yıl içinde bütün dünya seni konuşacak” demiştim ona. Böyle konuşulmasını hiç istemezdim. Çok hızlı düşünür, hızlı konuşur, hızlı hareket ederdi. Zamanla derdi varmış... Onu çok özlüyorum.

Berk Hakman “FİLMİN SAHİBİ YÖNETMENDİR, OYUNCU DEĞİL”


‘Tepenin Ardı’, Emin Alper’in ilk uzun metrajlı filmi. Sizin Emin Alper’e, senaryoya ve ortaya iyi bir iş çıkacağına inanmanıza neden olan dinamikler neydi? Senaryoyu okur okumaz, “Ben bu filmde oynamalıyım” dedim. Hikayenin gelişimi ve karakterlerin inandırıcılığı beni çok etkiledi. Ortaya iyi iş çıkacağını falan düşünmedim. Yönetmendir filmin sahibi, oyuncular değil.
Çekim sürecinden bahsedelim biraz. Neler kattı ‘Tepenin Ardı’ size?
Her usturuplu ve iyi yazılmış karakteri çalışırken neler öğreniyorsam; hayata, hastalıklara, insanlara ve ilişkilere dair, burada da aynısı oldu.
‘Tepenin Ardı’ ‘ötekileştirme’ ve ‘erkeklik’ gibi temalara değinen, politik alt metniyle de dikkat çeken bir film. Politik sinemayla ve sanatın farklı dallarında politikaya değinilmesiyle ilgili düşünceleriniz neler?
Bizim filmimizdeki politik alt metin, kötü filmlerde olduğu gibi göze sokulmuyor. Filmin katmanlı yapısı düşündürüyor o politikayı. Siz sadece hikayesiyle, anlatılan aileyle ilgileniyorsunuz. Ben politikadan hazzetmediğim için insanlar arası meseleler ya da sizin dediğiniz gibi, ‘erkeklik’ ve ‘ötekileştirme’ meselesi olarak görüyorum filmi.
Sizi zorlayan karakterleri canlandırmayı sevdiğinizi söylüyorsunuz. ‘Tepenin Ardı’nda canlandırdığınız karakter sizi bu anlamda tatmin etti mi?
Çok şey öğrendim ama hâlâ eksik oynadığımı düşünüyorum. Bir sürü sahne başka olabilirdi. Ama tabii bunun sonu yok.
Role hazırlanırken, bu karakteri anlatan şarkılar seçmiş ve bunları dinleyerek hazırlanmışsınız. Hangi şarkılar bunlar? Nasıl yardımcı oluyor bu çalışma yöntemi?
Bu bir çalışma yöntemi değil. Bir sürü yöntemin içinde barındırdığı bir egzersiz sadece. 20-25 şarkılık bir playlist yapmıştım. Şimdi hepsini hatırlamıyorum ama A Silver Mt. Zion, Nick Drake, Elliott Smith, James Newton Howard, Jose Gonzalez gibi müzisyen ve grupların karanlık şarkıları, ayrıca John Morris’in ‘The Elephant Man’ için, Jonny Grrenwood’un ‘There Will Be Blood’ için ve John Barry’nin de ‘Somewhere in Time’ filmi için yaptığı soundtrack’ler vardı. Hatta ben filmin müziğinin de bu karanlık havada olmasını isterdim.

Aldığı Ödüller
* Berlin Film Festivali (Almanya): Caligari Film Ödülü, En İyi İlk Film dalında Özel Mansiyon
* İstanbul Film Festivali: Ulusal Yarışma: En İyi Film, En İyi Senaryo, FIPRESCI Ödülü
* Taipei Film Festivali (Tayvan): Yeni Yetenek Yarışması Jüri Özel Ödülü
* Karlovy Vary Film Festivali (Çek Cumhuriyeti): NETPAC En İyi Asya Filmi Ödülü
* Saraybosna Film Festivali (Bosna Hersek): Jüri Özel Ödülü
* Paliç Film Festivali (Sırbistan): En İyi Film
* Osian Cinefan Film Festivali (Hindistan): En İyi İlk Film
* Batum Film Festivali (Gürcistan): En İyi Yönetmen
* Malatya Uluslararası Film Festivali: En İyi Film, En İyi Senaryo, En İyi Erkek Oyuncu (tüm erkek oyuncular), SİYAD En İyi Film
* Asya Pasifik Film Ödülleri: En İyi Film

Можете да намерите всички интервюта в списание In Time Out през декември.
Аватар
petan
Глобален Модератор
Глобален Модератор
 
Статус:
Мнения: 7771
Регистриран на: Пон Сеп 06, 2010 9:09 am
Местоположение: София
Пол: Жена

Re: ИНТЕРВЮТА НА Мurat Yildirim - с превод и без превод

Мнениеот petan » Сря Дек 05, 2012 9:33 pm

Изчаквах да пуснат и интервюто с Аслъ Енвер от фотосесията й за декемврийското ALL... намерих го на страница във фейса и го пускам зъбчо:

Aslı Enver Sokullu ALL Dergisi / Aralık 2012
Изображение
ÇOCUĞUMU İNGİLTERE’DE DOĞURMAK İSTERİM

“Kavak Yelleri”ydi, “Suskunlar”dı bir kenara bırakacak olursak, Aslı Enver kısaca Londra doğumlu bir Bağdat Caddesi kızı.
Çocukluğunu Londra’daki evlerinde, abisinin arkadaşlarıyla erkek oyunları oyna
yarak ve şarkılar söyleyerek geçiren Enver, 12 yaşında İstanbul’a geliyor, ailesiyle Anadolu yakasına taşınıyor, zaten meraklı olduğu sanatın farklı alanlarındaki yeteneklerini keşfediyor, oyunculuk üzerine yoğunlaşıyor, biraz da şansın yardımıyla kendini Türkiye’nin sevilen dizilerinde başrol oynarken buluveriyor. Enver, maceranın detaylarını, Birkan Sokullu aşkını ve evliliğini All’a anlattı.
* Geçen hafta ekrana veda eden “Suskunlar”da canlandırdığınız Ahu karakterinin çocukluğu hep erkek çocuklar arasında geçmişti. Sizin çocukluğunuz kızların arasında mı geçti erkeklerin mi?

- Erkeklerin! Abim olduğu için çevremde hep o ve arkadaşları vardı. Çok eğlenceli oyunlar oynarlardı ama ne zaman onlara katılmak istesem kız olduğum için “Bu gelmesin” deyip beni aralarına almazlardı.
Ama yine de gidiyordum. Balonların içine su doldurup birbirimize atmak falan gibi saçma erkek oyunları oynuyorduk. Zaten hiçbir zaman Barbie’leriyle oynayan, “kız gibi” bir kız çocuk değildim. Hâlâ da değilim zaten.
* Siz mi kız gibi değilsiniz? Tam böyle narin çıtı pıtı bir kız gibi görünüyorsunuz?

- Öyle görünüyorum ama değilim aslında. Beni her an Ikea’da dev gibi bir koltuğu çekiştirirken, matkapla tamir işleri yaparken görebilirsiniz. Hiç öyle tırnağım kırılmasın diye bu tür işlere bulaşmamazlık yapmam.
* Küçükken sorduklarında büyüyünce ne olacağınızı söylüyordunuz?

- Geçenlerde kız kardeşim biz çocukken Londra’da çekilmiş bir video bulmuş. Yaşlı bir tanıdığımızın yanında oturuyorum. Bana “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” diye soruyor.
Ben de “Bilmiyorum” diyorum. O da “Bence sen oyuncu ol” diyor. O videoyu görünce “acaba bu fikri aklıma o amca mı soktu?” diye düşündüm. Ben o zamana kadar müzikle ilgiliydim. Şarkı falan söylüyordum.
* Hiç dizilerinizde ya da canlı yayınlarda şarkı söylediniz mi?

- “Kavak Yelleri”nde bir kere şarkı söyledim ama programda hayatta yapamam, zaten utangaç bir tipim. Çok zorda kalırsam konu kapansın diye belki yapılır da...

Sonuçta bu işin bir eğitimi var. İnsanlar okulunu okuyor. “Bakın ben de söylüyorum” diye ortalığa çıkmanın bir alemi yok.
* Londra’da çocuk olmakla İstanbul’da çocuk olmak arasında nasıl farklar var?

- Burada mahalle arkadaşlığı var. Orada şanslıysan aynı sokakta bir iki çocuğa rastlarsan arkadaş olursun.

Mesela bizim Çınarcık’ta yazlığımız vardı. Sokakta 30 tane çocuk olurdu. Londra’da öyle değil. Orada abim ve kardeşimdi en yakın arkadaşlarım.
* Abiniz ve kardeşiniz şu anda ne yapıyorlar?

- Abim çok cesurdur. İlginç bir hikayesi var. İngiltere’de tanıştığı Meksikalı bir kıza aşık olup, ailesiyle tanışmak için Meksika’ya gitti.

Daha sonra Meksika’ya aşık oldu ve orada kaldı. Orada kuru temizleme işi yaptı, kuyumculuk, emlakçılık yaptı.
En son bir DVD’ci açtı! Mesleğini sorsanız ne diyeceğimi gerçekten bilmiyorum. Kız kardeşim daha sakin, üniversitede tercümanlık okuyor. Birbirinden farklı ama birbirine yakın bir aileyiz.
* İleride kendi çocuğunuz olursa nerede büyütmek istersiniz?

- İngiltere’de doğurmak isterim ama orada yetiştirmek istemem. Benim İngiliz pasaportum olduğu için dünyanın her yerine her an seyahat edebiliyorum. Bu lükse çocuğumun da sahip olmasını isterim.
* Geleneklere bağlı biri misiniz? Mesela evlenirken kına gecesi yaptınız mı?

- Hiç gelenek peşinde değilim ama adet yerini bulsun diye kendi aramızda bekarlığa veda partisi yapmıştık. Çok eğlenceliydi.

Her şey gayet güzelken birden apar topar kafama kırmızı tüller koydular ve bana “ağla” dediler.

Evleniyorum, mutluyum, neden ağlayayım? 17-18 yaşında da değilim. Evlenince çok uzağa da gitmiyorum. ‘Ağla’ deyince hop diye de oturup ağlayamam. Ki böyle bir yeteneğim de var aslında!
EVLİLİĞE FAZLASIYLA UYUMLU ÇIKTIM

* Birkan Sokullu’yla tanıştıktan sonra, bunun sıradan bir tanışma olmadığını ilk nasıl hissettiniz?

- Sevgili olduktan üç gün sonra, eve gidip anneme “Bu çocuk bana evlenme teklif etse ‘evet’ derim” dedim. Üç günde ne anladın diyeceksiniz ama Birkan’la çok mutlu oldum. Bana çok güven veren biri. Hissediyorsun ve anlıyorsun.

* Şimdiye kadar neler sizi şaşırttı evlilikle ilgili?

- Fazlasıyla uyumlu çıktım evliliğe. Ben annemle yaşarken “Nasılsa annem var, halleder, yapar toplar” derdim. Rahattım. O yüzden biriyle aynı evi paylaşmaya uyumlu olduğumu fark edememişim.

Şimdi “Eve gideyim, sabah Birkan kahvaltı yapmıştır, tabakları makineye koyayım. İyi ki dün yemek yapmışım, akşama onu yeriz” gibi beklenmedik cümleler kurduğumu fark ediyorum!
* Dizi çekimlerinin olmadığı boş günlerinizde ne yapıyorsunuz?

- O kadar yoruluyoruz ki, bazen hiç evden çıkmıyorum. Hatta bazen pijamamı bile çıkartmıyorum.

Bazen de tam tersi, o günü iyi değerlendirme heyecanıyla kendimi sokaklara atıyorum. Eve, kendime alışveriş yapıyorum. Şunu da alayım bunu da alayım... Sanki hiç görmemişim gibi.
TEK DİLEĞİM MUTLU OLMAK
* Yılbaşı gecesi için planlarınız var mı?

- Hayallerim var ama henüz tam netleşmedi.

* Hayatınızın en güzel yılbaşı gecesi hangisiydi?

- Geçen yıl Yunanistan’da çok şirin taverna gibi bir yere gittik, muhteşemdi. Arabayla Selanik’e gittik. En yakın arkadaşlarımızla bütün gece Yunan müzikleri dinleyip eğlenerek geçmişti. Çok keyifliydi. Sıfır stres. Hayatımın en güzel yılbaşı gecesi oydu.
* Yeni yıl için dileğiniz var mı?

- Ben hep aynı şeyi dilerim. “Mutlu olayım, mutlu olayım, mutlu olalım” derim. Yeter zaten, çünkü bu dilek sağlık, aşk, her şeyi kapsıyor. Yılbaşı, doğum günü... Dilek dilenen her yerde benim dileğim aynıdır. Hatta arkadaşlarım “Yine çok yaratıcısın” diye dalga geçerler.

[spoil]EVLİLİĞE FAZLASIYLA UYUMLU ÇIKTIM

* Birkan Sokullu’yla tanıştıktan sonra, bunun sıradan bir tanışma olmadığını ilk nasıl hissettiniz?

- Sevgili olduktan üç gün sonra, eve gidip anneme “Bu çocuk bana evlenme teklif etse ‘evet’ derim” dedim
. Üç günde ne anladın diyeceksiniz ama Birkan’la çok mutlu oldum. Bana çok güven veren biri. Hissediyorsun ve anlıyorsun.

* Şimdiye kadar neler sizi şaşırttı evlilikle ilgili?

- Fazlasıyla uyumlu çıktım evliliğe. Ben annemle yaşarken “Nasılsa annem var, halleder, yapar toplar” derdim. Rahattım. O yüzden biriyle aynı evi paylaşmaya uyumlu olduğumu fark edememişim.

Şimdi “Eve gideyim, sabah Birkan kahvaltı yapmıştır, tabakları makineye koyayım. İyi ki dün yemek yapmışım, akşama onu yeriz” gibi beklenmedik cümleler kurduğumu fark ediyorum!
* Dizi çekimlerinin olmadığı boş günlerinizde ne yapıyorsunuz?

- O kadar yoruluyoruz ki, bazen hiç evden çıkmıyorum. Hatta bazen pijamamı bile çıkartmıyorum.

Bazen de tam tersi, o günü iyi değerlendirme heyecanıyla kendimi sokaklara atıyorum. Eve, kendime alışveriş yapıyorum. Şunu da alayım bunu da alayım... Sanki hiç görmemişim gibi.

Изображение

+ ФОТКИ
[/spoil]


Днес (09.12.2012, @LiLiSy [difus_18.gif] е пуснала BGпревод на репортажа с Аслъ . Ето го:
Беше в Kavak Yelleri,после в Suskunlar,но накратко Аслъ Енвер е родена в Лондон и е момиче от Bağdat caddesi...Аслъ Енвер,чието детство преминава в Лондон в игри с приятелите на брат й и в пеене на песни,на 12 години идва в Истанбул..Премества се със семейството си в Анадолския край на Истанбул..Скоро покрай изкуството,което обича,открива таланта си..Започва да се занимава с актьорство и в скоро време благодарение на щастливо стечение на обстоятелствата,успява да стане главна героиня в един сериал,който много се обича..Енвер ни разкрива подробностите от това приключение,за любовта и за брака си в ,,All,,..

Въпрос:В Сускунлар,който миналата седмица направи финал,играехте Аху..Нейното детство е минало сред момчета.Вашето дество как мина?Сред момчетата ли или пък сред момичетата?
Аслъ Енвер:Сред момчетата.Понеже имах по-голям брат деството ми премина сред него и приятелите му..Играеха много забавни игри,но когато исках и аз да се включа,казваха:Тази да не идва!..И не ме вземаха със себе си.Но аз въпреки всичко пак отивах с тях.Пълнеха балоните с вода и се замеряха с тях..Играехме ето такива глупави момчешки игри.А и без това аз никога не съм си играла с куклите Барби.Не бях момиче като момиче.И досега не съм такава..
Въпрос:Вие ли не сте като момиче?!Толкова сте нежна и крехка,изглеждате досущ като малко момиче..
Аслъ:Така изглеждам,но всъщност не съм такава.Всеки момент можете да ме видитеда мъкна голямо кресло в Икеа.Или пък да ме видите да правя ремонт със свредло в ръка..Никога не бих се притеснявала от това,че може да ми се счупи нокът,докато правя тези неща.
Въпрос:Когато бяхте малка на въпроса:Каква ще станеш като пораснеш?-как отговаряхте?
Аслъ:Оня ден сестра ми е намерила едно видео,което е било заснето в Лондон като сме били малки.Един наш възрастен познат седи до нас и ме пита:Каква искаш да станеш като пораснеш?Аз отговарям:Не знам..А той:Според мен ти стани актриса-ми казва..Сега след като гледах това видео,се питам дали този ччико не ми е внушил това да стана актриса.Аз дотогава се интересувах само от музика..Пеех песни и така..
Въпрос:Пяли ли сте в сериалите,в които сте играли,или пък в предаванията,в които сте участвали?
Аслъ:Веднъж в Kavak Yelleri пях,но в предаване никога не бих могла да пея.И без това съм срамежлива.Ако ме притиснат много,сигурно,за да се спася от това бих направила.Но в края на краищата тази работа иска образование.Хората учат за това..Да излезеш и да кажеш:И аз мога да пея- е безотговорно..
Въпрос:Каква е разликата в това да си дете в Лондон и да си такова в Истанбул?
Аслъ:Тука има съседско приятелство.Там ако имаш късмет,можеш да срещнеш едно-две деца и да се сприятелиш с тях..Например ние в Чънарджък си имаме един чифлик.На улицата се събирахме около 30 деца.В Лондон не е така.Там брат ми и сестра ми ми бяха най-близките приятели..
Въпрос:В момента брат ви и сестра ви с какво се занимават?
Аслъ:Брат ми е много смел и си има много интересна история.В Англия се запозна с едно мескиканско момиче,влюби се в нея и замина за Мексико,за да се запознае с родителите й.И по-късно се влюби в Мексико и остана да живее там..Там се занимаваше с химическо чистене,със златарство,с недвижими имоти.И сега за последно си отвори магазин за DVD та.Ако питате за професията му,наистина не знам какво да ви отговоря.Сестра ми е по-спокойна..Учи в университета за преводач..Различни един от друг,но същевремнно сме близки един на друг семейство..
Въпрос:Занапред,когато си имате собствено дете,къде бихте искали да го отгледате?
Аслъ:Искам да родя в Англия,но не бих искала да го отглеждам там.Понеже аз имам английски паспорт,мога по всяко време да пътувам,където си искам по света.Искам и детето ми да има този лукс..
Въпрос:Свързана ли сте с традициите?Например,когато се омъжвахте,направихте ли си къна вечер?
Аслъ:Въобще не следвам традициите,но за да си дойде обичаят на място,ние си организирахме едно прощално парти помежду си.Беше много забавно.И докато всичко си вървеше много добре,дойдоха и ми сложиха един червен воал на главата и ми казаха да плача..Омъжвах се,бях щастлива,защо трябва да плача?!Не съм на 17-18 години..Като се омъжа и много надалеч няма да отида.Като са ми казали да плача,току така не мога да го направя.А друг е въпросът,че имам такъв талант..
Въпрос:След като се запознахте с Биркан Сокуллу,кога разбрахте,че това не е обикновено запознанство?
Аслъ:Три дни след като станахме гаджета с него,отидох вкъщи и казах на майка:Ако това момче ми предложи да се оженим,бих му отговорила с ,,Да,,Ще ми кажете,че за три дни какво съм разбрала.Но аз бях много щастлива с Биркан.Чувствам се много сигурна и защитена с него.Чувствам го и разбирам..
Въпрос:Досега какво ви е учудвало в брака?
Аслъ:В прекалено добра хармония съм с брака си.Докато живеех с майка,си казвах:Така и така си имам майка .Тя ще оправи това,ще направи онова,ще събере тук,ще се справи с всичко това.Бях спокойна..И затова не знаех доколко съм била подготвена да живея с друг човек..Сега си казвам:Да си отида вкъщи,сигурно Биркан е закусвал.Да сложа мръсните прибори в съдомиялната.Или пък:Добре,че вчера съм готвила,тази вечер ще ядем това.Ето такива неочаквани изречеиня ми минават сега през ума..
Въпрос:Когато нямате снимки на снимачната площадка какво правите?
Аслъ:Толкова се изморяваме,че понякога даже и от къщи не ми се излиза.Ето така просто по цял ден си седя,дори понякога и без да съм си свалила пижамите..А понякога точно обратното.За да оползотворя напълно деня си,излизам на улицата.Правя покупки за себе си,за дома.Това да взема,онова да взема си казвам.Сякаш никога не съм виждала такива работи..
Въпрос:Имате ли планове за новогодишната нощ?
Аслъ:Мислим си за нещо,но все още не сме си го изяснили както трябва..
Въпрос:Коя беше най-прекрасната новогодишна вечер в живота ви?
Аслъ:Миналата година ходихме в Гърция в една много хубава таверна.Беше прекрасно.С едни близки приятели ходихме с колата до Селяник.Цялата ни нощ премина в слушане на музика и забавления.Беше много хубаво.Стресът беше нулев..Това беше най-прекрасната новогодишна нощ в живато ми..
Въпрос:Имате ли пожелания за новата година?
Аслъ:Аз винаги си пожелавам едно и също нещо..Да бъда щастлива..Да бъда щастлива..Да бъда щастлива..И това е достатъчно,защото това пожелание обхваща всичко-и здраве,и любов,всичко..На новогодишната нощ,на рожденните ми дни пожеланието ми е винаги едно и също..Даже приятелите ми ми се присмиват понякога.Казват ми:пак си пожела нещо много оригинално..

Сетих се, че брат й се обади от Мексико да я поздрави, когато бяха при Беяз Изображение
Аватар
petan
Глобален Модератор
Глобален Модератор
 
Статус:
Мнения: 7771
Регистриран на: Пон Сеп 06, 2010 9:09 am
Местоположение: София
Пол: Жена

Re: ИНТЕРВЮТА НА Мurat Yildirim - с превод и без превод

Мнениеот petan » Сря Дек 26, 2012 9:30 pm

Изображение
BERK HAKMAN, TAYLAN BİRADERLER’İN OKUL FİLMİYLE BAŞLADIĞI SİNEMA KARİYERİNE EMİN ALPER’İN BAŞTA BERLİN, SARAYBOSNA, İSTANBUL OLMAK ÜZERE ÇEŞİTLİ FESTİVALLERDEN ÖDÜLLE DÖNEN İLK FİLMİ TEPENİN ARDI’YLA DEVAM EDİYOR. BERK HAKMAN’LA ERKEKLİK, DÜŞMAN YARATMA GİBİ MESELELERE ODAKLANAN FİLM, FİLMDE CANLANDIRDIĞI GÜNEYDOĞU’DA SAVAŞTIKTAN SONRA GERÇEKLİKLE İLİŞKİSİ KESİLEN ZAFER KARAKTERİ VE OYUNCULUĞU ÜZERİNE KONUŞTUK…


Tepenin Ardı’nda canlandırdığınız Zafer karakteri Güneydoğu’da Türk askeri olarak çatışmaya girmiş, arkadaşlarını kaybetmiş, ağır psikolojik rahatsızlık yaşayan genç bir adam. Filmde ailesinin erkekleriyle geçirdiği bir kaç güne tanıklık ediyoruz. Karaktere yaklaşımınız neydi, nasıl hazırlandınız?
Her karakterde yapmaya çalıştığım gibi öncelikle imajinasyonumda canlandırmaya başladım. Yürüyüşü, bakışları, duygu durumu ve bunun fiziksel ifadesi yani dışsal. Nasıl bedenine yansıdığı… Daha sonra aynı konuyu işleyen birkaç filmi tekrar izledim ve birkaç romandan bilinçaltımda kalan kırıntıları egzersizlerle kuvvetlendirmeye çalıştım. Sonrasında, o karanlık modda sürekliliğimi sağlayacak, bana göre filmin atmosferini bire bir uyan 20-25 şarkılık bir playlist yaptım. Ağır sahnelerden önce 1-2 saat dinliyordum..
Film sanıyorum Konya civarında çekildi, filmde olağanüstü bir mekan kullanımı var. Arazinin havasından, manzaradan karakteri oluştururken faydalandınız mı? Çekimler ne kadar sürdü? Sette nasıl bir hava hâkimdi?
Faydalanılmaz mı, güzel bir soru. Sorduğunuz şey aslında çoğu büyük ustanın, oyunculuk tekniğinde kullandıkları birer unsur. Manzara ve hava dediğiniz şey mesela Chekhov’un tekniğinin ayrılmaz parçalarından olan ‘’atmosfer’’dir. Ve özellikle bu film için çok önemli bir unsurdu. Hele o atmosfer öyle bir etkiliyor ki, bence karakterleri kullanmamak aptallık olurdu. Çekimler 3 hafta sürdü.3 gün de önceden gittik o kadar. Çok kısa değil mi? Ama setimiz harikaydı. Bu havanın oluşmasında en büyük etken Seyfi Teoman’dır. İyi yapımcılığın, doğru ekibi doğru zamanda bir araya getirmek olduğuna inanıyordu. Ve bunu başardı. İnanılmaz bir şekilde hem de. Hiçbir sorunumuz olmadı. Enis’i de anmadan geçemem tabi. Emin zaten yazdığı harika senaryoyla hepimizin kalbini fethetmişti ve aynı inceliği sette oyuncularıyla çalışırken de gösterdi. İncelik derken lütfen dikkat. Ne ego sahibi ne benim dediğim olacak diyen bir yönetmen. Sadece ne anlatılmak isteniyorsa onları samimi ve rahat bir şekilde oyuncularıyla karşılıklı konuşabilen ve uygulayan bir yönetmen. Darısı herkesin başına.
Zafer ait olduğumuz dünyanın dilinden kopmuş, bu yüzden sistemin dışında kalan ve nihayetinde kurban olarak var edilen bir figür. Filmde onun haricinde bütün erkekler sahip olduklarını muhafaza etme, paylaşmama, haksızca çoğaltma, güçsüzleri ezme, iktidarlarını korumak için düşman yaratma gibi amaçlarda birleşiyorlar. Gerçek hayatta bu duruma kendi üzerinizden ya da başkalarının uğradıkları haksızlıklar üzerinden rastlıyor musunuz? Neler düşündürüyor size?
Bütün erkekler demek pek doğru olmaz açıkçası. Bu dünyaya hiç o açılardan bakmayan erkekler de var emin olun. Genelde bahsettikleriniz politika katmanında çıkıyor daha çok. Bizim ülkemizde ise rastlamamak imkânsız, durumları biliyorsunuz işte. Öyle bir düzensizlik, karmaşa ve pis bir savaş var ki dayanabilmek mümkün değil. Çok fazla konuşmak istemiyorum açıkçası. Hep konuşuyoruz çünkü başka bir numara yok.
Hatırla Sevgili, Seher Vakti, Kırık Kanatlar, Jan Jan, Saklı Yüzler, Tepenin Ardı, farklı biçimlerde politikayla ilişkili çalışmalar. Sizin bu tip projelerde ısrarınızın yanı sıra politikayla bir ilginiz, faaliyetiniz var mı?
Açıkçası benim herhangi bir şeye dair bir ısrarım yok. Ama sizinki de değişik bir bakış açısı. Sanırım çoğu karakterin politik durumları olduğu için, böyle bir şey tercih ettiğimi düşünüyorsunuz belki de ama politikayı hiç sevmediğim gibi pek fazla da ilgilenmem açık- çası. Benim tek derdim farklı karakterler oynamak. Dertleri olan, içi dolu karakterler. Bunları insanlara ileterek bu konuda yardımcı olmak ve aydınlatmak. Zaten sonuçta oyuncu bir araçtır fikri iletmek için. Yukarıda saydığınız ilk üç iş Tomris Giritlioğlu proje- leridir mesela ve o da, insanların biraz bu ülkede neler olup bittiğine dair bilgilenmesini istediği için dizi projelerini bu seçimlerde kullanmıştır ve çok da iyi etmiştir. Günümüzdeki içi boş yazılmış karakterleri görünce daha gençken oynadığım bu işlerden dolayı çok şanslı olduğumu düşünüyorum açıkçası. Düşünsenize bir komünist, bir alevi ve ülkesinden kaçan bir Yunan askeri. Nerede gelir bir daha o şans?
Bir karakter üzerine çalışma yönteminiz olarak metod oyunculuğunu işaret ediyorsunuz. Türkiye sinemasında tanık olduğunuz prodüksiyon anlayışı, yönetmenler bu anlayışı destekleyen bir çalışma biçimine açıklar mı? Bu minvalde deneyimlerinizden bahsedebilir misiniz?
Bir şeye işaret etmeyi de hiç sevmem açıkçası. Bir sürü sistem var hepsinden değişik zamanlarda yararlanmaya çalışıyorum. Ama bizim ülkede ki prodüksiyoncu arkadaşlar, bırakın metodu falan hiçbir şekilde, hiçbir sisteme alışık değildir. Çünkü ben çoğu yönet- menin de, yapımcının da, oyuncunun sanatına dair çok bir bilgisi olduğunu sanmıyorum. Kanıtım mı? 9 senelik set pratiğim. Onlar hava kararmadan iş bitsin, herkes eve gitsin isterler. Bir de filmin getireceği maddiyatı belki.
Canlandırdığınız bir çok karaktere rağmen Suskunlar’daki Gurur, izleyici tarafından en çok hayranlık uyandıran çalışmalarınızdan biri oldu. Genel olarak oyunculukta öfke sorunu olan arıza erkek kompozisyonu, izleyici nezdinde geniş bir karşılık buluyor ve böyle çok örnek var. Bu durumun böyle karakterleri çıkarmanız üzerinde olumlu olumsuz etkileri var mı?
Onun hayranlık uyandırması projenin popülerliğiyle ilgili bence. Es-Es diye bir dizide daha değişik bir ruh hastasını da oynadım ben. O zamanki dönem için o da popülerdi ama kısa sürdü. Fakat dediğiniz gibi öfke sorunundan ziyade psikolojisi değişik yerlere kaymış ka- rakterleri seviyorlar galiba. Bu durum beni hiç ilgilendirmiyor açıkçası. Ben işimi yapmaya çalışırım. Böyle şeyleri düşünmeye vaktim yok zaten.
Canlandırdıktan sonra sırtını sıvazladığınız, tanıştığınıza memnun olduğunuz, sizi en çok tatmin eden karakter hangisiydi?
Az önce Stanislavski In Rehearsal diye bir kitap bitirdim. Oyunculukla ilgilenen herkese tavsiye ederim. Kilometre taşı gibi bir şey. Oyunculukla ilgili kitapları okurken hep kendi yaptığım işlerdeki hatalarımı ve bazı bulabildiğim küçük doğrular (bazı bulabildiğim diyorum çünkü okuduktan sonra öyle bir kitabı, bizim ülkede nasıl bir oyunculuk olduğu konusunda beni afakanlar basıyor) geliyor aklıma. Onların naçizane sonucu doğrultusunda Es-Es teki Tercan Solmaz karakterinden, Hatırla Sevgili’den Deniz Karayel ve bu yeni filmden Zafer’le ilgili biraz tatmin oldum diyebilirim. Suskunlar’dan başka bir tatmin yaşamak üzereydim ama çizgisi uzun sürmedi maalesef.
Günlük hayatınız nasıl geçiyor, şehirle ilişkiniz nasıl, nelerden besleniyorsunuz?
Şehirle ilişkim pek yok. Yani işte bazen sevdiğimiz arkadaşlarla buluşuyoruz orada burada, o kadar. Onun dışında sürekli sinema, kitap ve müzikten oluşuyor benim hayatım.
Türkiye’de sinemanın güncel durumuyla ilgili eleştirel bir mesafeden konuşuyorsunuz; karşılaştığınız zorluklarla nasıl başediyorsunuz? Gelecekle ilgili hayalleriniz umutlarınız var mı?
Eleştirel değil aslında. Gördüğüm, bana göre sıkıntı olan şeylerden bahsediyorum, yoksa güzel şeyler oluyor görüyorsunuz. Ama geleceğe dair bir umudum ve hayalim de yok açıkçası. Sevdiğim işleri yapayım yeter. Burada 3-5 proje daha yapıp sıradan bir sanatçı gibi ölecegiz. Başka ne olabilir ki Türkiye’de?
Çocukluk kahramanlarınızın sorulduğu bir söyleşide Beatles’tan bahsetmişsiniz. Tek şarkı hakkınız olsa?
Asla tek şarkı yok. Hatta seçmek manasız ama sizin için en az beş seçeyim. She’s Leaving Home, Because, Eleanor Rigby, Something, In My Life

http://www.youtube.com/watch?v=xzkhOmKVW08
http://www.youtube.com/watch?v=OaRNrDaoMqw
http://www.youtube.com/watch?v=oFhoLfP8pvI
http://www.youtube.com/watch?v=dWlLPJG9Cvg
Аватар
petan
Глобален Модератор
Глобален Модератор
 
Статус:
Мнения: 7771
Регистриран на: Пон Сеп 06, 2010 9:09 am
Местоположение: София
Пол: Жена

Re: ИНТЕРВЮТА НА Мurat Yildirim - с превод и без превод

Мнениеот petan » Сря Дек 26, 2012 9:47 pm

Kolay işler bu üçlüyü tercih etmiyor
Изображение

'Tepenin Ardı'nın baba, oğul ve ırgat üçlüsü; aynı zamanda 'Suskunlar'ın da üç kötüsü: Reha Özcan, Berk Hakman ve Mehmet Özgür. Önce Hakman ve Özgür'le başlıyoruz konuşmaya, Özcan'ın da katılımıyla sohbet daha da derinleşiyor...
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr/26/12/2012/
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx? ... egoryID=41


Filmdeki öteki meselesine dair her gösterimde farklı yorumlar yapıldığı söyleniyor hep. Siz, senaryoyu okuduğunuzda hangi ötekiler geldi aklınıza ilk?
Özgür: Valla ben senaryoyu okuduğumda ötekiden çok paradoksal yönüne takılmıştım hikâyenin.
Hakman: Ben de politik bir alt metin falan hiç düşünmedim. Bir tiyatro oyunu okur gibi yaklaştım. Bence küçük bir ‘oda oyunu’ gibi bir şeydi.
Karakterlere hazırlık sürecinden bahsedebilir miyiz?
Özgür: Benimki maalesef çok uzun sürmedi. Çünkü filme beş gün kala mı, üç gün kala mı teklif almıştım. Senaryo geldi, hemen okudum, zaten iki üç gün içinde de çekimlere gittik.
Hakman: Biz İstanbul ’da dört beş gün okuma provası yaptık. Onun haricinde başka oyuncular ne yaptı bilmiyorum ama ben konuyla ilgili kitaplar okudum, bir playlist hazırladım 20 – 25 şarkılık, karakteri, atmosferi yansıttığını düşündüğüm. Benzer karakterlerin hikayelerini anlatan filmleri birkaç defa izledim. Bir romanla ilgili bir çalışma yaptım.

Kimler vardı playlistte? Roman hangisiydi?
Hakman: Eliott Smith, Nick Drake, Jose Gonzales, James Newton Howard’ın ‘Village’ için yaptığı müzikler, Elephant Man’in soundtrack’inden birkaç parça. Eric Maria Remarque’ın ‘Dönüş Yolu’ diye bir romanı vardır. Cepheden döndükten sonra hayata uyum sağlayamayan üç arkadaştan bahseder. Orada kalan parçaları egzersizlerle kuvvetlendirmeye çalıştım.

Canlandırdığınız karakter muhtemelen Güneydoğu’daki çatışmanın kurbanı. Oradaki tanıklıklara dair özel okumalar yaptınız mı?
Hakman: Hayır, özellikle okumak istemedim. Çünkü filmde de öyle flashbackler, savaş sahneleri vs. yok. Daha özgün bir seçim yapmış Emin. Halüsinasyonlarla çok fazla abartmadan daha farklı bir stil yarattığı için hiç o taraflara gitmek istemedim açıkçası.
Özgür: Bir de karakteri oraya dayasa çok Türkleştirirdi. Bu, çok evrensel bir hikaye. Öyle de olması gerekiyor.
Hakman: Evet mesela Amerika ’da benim karakterimin ne yaptığıyla ilgili sorunlar oluştu, çünkü adamlar Güneydoğu’daki çatışmayı bilmiyorlar. Emin biraz anlatınca anlar gibi oldular. Bu topraklara doğru gelince festivallerde daha çok anlaşıldı. Balkanlar’da, Sırbistan, Bosna’da, sonra Abu Dhabi’de...
Özgür: Dün onu düşündüm. Bu film altyazılı olmasa da diyelim Sırpça konuşsa insanlar kim anlayabilir ki Türk filmi olduğunu...
Özgür: Sırplar da bunu söyledi.
Hakman: Almanlar da söyledi, “Siz bizi anlatmışsınız” dediler.

Emin Alper’in filmi marşvari bir müzik eşliğinde bitirmesi seyirci için çok beklenmedik bir finaldi. Sizin için de öyle mi oldu?
Hakman: Sette öyle yapacağını bilmiyorduk. Rahmetli Seyfi, Emin’le Selanik’teyken olmuş postprodüksiyonda. Ama bana sorarsanız - Seyfi’ye de söylemiştim- eski bir müzisyen olarak o müzikten çok memnun değilim. Brechtian bir etkisi olabilir. Yabancılaştırıcı falan... Ama ben bambaşka bir şey düşünüyordum. Ya da tamamen tepeye çıkıştaki o ayak sesleriyle de bitirilebilirdi.
Özgür: İlk Berlin’de gördük o halini ve o şoku yaşadık. Ben izledikten sonra alıştım mı, kanıksadım mı bilmiyorum, artık heyecanlandırıyor beni.
Hakman: Ama ilk an her zaman önemlidir, abi... İlk karar doğrudur... Marlon Brando geldi ayaklanın.
(Reha Özcan mekânda. Devlet Tiyatrosu’ndaki oyunu ‘Sezuan’ın İyi İnsanı’nda rolü gereği sigara içtiği için aldığı cezadan şikâyet ediyor haklı olarak. Ama çok geçmeden röportaja dahil oluyor ve marşlı finalden ne kadar etkilendiğimi söylediğimde “Sen bu işten hiç anlamıyorsun” diyor.)
Hakman: Bizim filmin sesini kısarak o sahneyi seyret, tüylerin ürperir. Karanlık yaylıların falan girdiğini düşünsene, gerilim dolu biter. Burada farklı bir şekilde biter.
Özcan: Beklentileri karşılayan bir şey olurdu senin dediğin...
Hakman: Ne beklentisi abi?
Özcan: Korkutucu bir boyuta gidebilirdi, uzaklaştırabilirdi seyirciyi.
Hakman: Daha da sokardı seyirciyi içine abi...
Özcan: Şimdi burada dışarıdan bir gözle alay ederek seyirciyi filmin içine daha çok yaklaştırıyor. Ama ben yine de müzik formu olarak başka bir yapının, müzikalitesi yüksek bir şeyin kullanılması taraftarıydım. Emin, filmde bize izin vermediğini kendi yapmış oldu.

Size izin vermediği neydi?
Özcan: Oyunculuk yönetiminde, gerçekten daha gerçek oynadığın ve egzajere etmeye hiçbir zaman izin verilmeyen ve doğaçlamayı da mümkün mertebe kıstığımız bir çalışma oldu. Sadece antrenman sırasında doğaçlamalar yaptık. Emin’in kafasında belliymiş, Fatih Terim nasıl bir maçtan önce biliyorsa – ya da pardon Mustafa Denizli diyelim, Fatih Terim nereden bilsin maçta neler olacağını – Mustafa Denizli gibi Emin de kafada filmi yapmış. Bize de kafada filmi yaptığını söylememiş.

Filmin yurtdışı eleştirilerinde western tonunun üzerinde de çok duruluyor…
Hakman: Açıkçası ben ilk okuduğumda bir Polanski filmi olarak düşündüm. Polanski bu senaryoyu inanılmaz bir şekilde çekerdi dedim içimden. Karanlık, simsiyah tonlar… Ben hiç gündüz de çekmezdim filmi. Tabii canım biz kendi kafamızda çekiyoruz yani… (Gülüyor)
İlk soruları size de sorayım. Filmdeki öteki meselesi var mesela.
Özcan: Filmde neden bazı şeyler öncelendi acaba, onu merak ediyorum. Başka bir düzlemde yaşasaydık ve bu filmi seyretseydik yine ötekileştirmeye mi öncelik verecektik. Ondan çok emin değilim. Ben bu senaryoyu alıp okuduğum zaman tek başına bir şey değil, koskoca bir tarih gördüm. Anadolu yaşayışlarının genlerinin hepsini gördüm burada. Ataerkili de, anaerkili de, şeytanı da, meleği de gördüm. Hani derler ya filmler için. Seks, aşk, ihanet, hepsi var diye. Bu filmde de var hepsi.

Anaerkillik vurgusu da var mıydı filmde?
Özcan: Bir tane kadın karakter var ve bir tek o en doğru tavır içerisinde. Doğru alternatifleri sunan, yapılması gereken doğruları sunan ve ciddiye alınmayan, fakat herkeste acabaları uyandıran şeyleri de o yapıyor. Hayatın yürümesi için her şeyi yapan aslında kadın. Diğerlerinin hepsi sefa pezevengi…

Üçünüz aynı projede olacak mısınız daha sonra da?
Hakman: Yok ya nerede... Ama Emin, başka projelerde de farklı karakterler için yine bizi kullansa…
Özcan: Ben kadını oynasam…
Hakman: Ben de polis memuru olsam, ikinizi birden coplasam… (Gülüyor) Yurtdışında bir oyuncu olarak tanınmanın yolu bir yönetmenle üç dört filmde birden çalışmak, düşünsenize Werner Herzog ve Klaus Kinski, Scorsese ve DeNiro… Bizde hiç öyle bir kültür olmadığı için öyle bir şey olmayacak. Daha önce ‘Suskunlar’da da çalıştık, devam etmesini istiyoruz ama kimse öyle bakmıyor.
Özgür: Aslında Emin bu evrensellikte bir durum komedisi yazabilir. Ve bu ekiple yaparsa, o iş çok tutar. (Gülüyor)
Hakman: Büyük bir şey de yapabiliriz, düşünsene, beş altı filmin sonunda herkes gelir, 600 bini buluruz, o zamana kadar zaten bir sürü dizi de yaparız.
Özcan: Beş altı filmin totalinde mi 600 bin?
Hakman: Yok beşinci filme doğru 400 bini bulur gişe…




PS:Съжалявам, че няма да се намери BG превод на интервютата на Берк Хакман - мноооого интелигентен турски играч [difus_victory.gif] Не напразно направи впечатление с ролята си на Гурур в Suskunlar.
Тези интервюта са дадени по повод на филма Beyond the Hill (Tepenin ardi), с който той обиколи половината свят, за да го предствя на фестивали. Много награди ... дано да го видим и ние [difus_19.gif]
В спойлера има кратко резюме от представянето му на фестивала в Tribeca , март 2012 [difus_blush2.gif]
Director: Emir Alper
Writer: Emir Alper
Starring: Tamer Levent, Reha Özcan, Mehmet Ozgur, Berk Hakman, Banu Fotocan, Furkan Berk Kiran

The characters in Emir Alper’s film are all very Turkish men. Still, watching them I was thinking about the Indians wandering in the mountains in Peru, frightened to death because of the legendary Pishtacos -– gringos accused of every inexplicable death in the mountains. Faik (Tamer Levent), Nusret (Reha Özcan), Caner (Furkan Berk Kiran) and Zafer (Berk Hakman) are afraid as well; they are conscious day and night, waiting for something. Yet, what — if anything — is going to happen?

In the first sequence one men leaves home with a shotgun. Out of habit, we believe that a shotgun shown in the first sequence, must fire in the last one. What if this does not happen at the proper time?

It is hot, it is stuffy, beyond the hill. It is hard to think clearly. No matter what is going on, there are certain films need to be watched until the very end to understand the meaning. The Seventh Continent (1989) directed by Michael Haneke was that kind of movie; Alper’s Beyond the Hill (2011) is another example.

The film is supposed to be a western. Well, if we look around us — we notice the masculine world. The story develops in a place burned by sun; there are good heroes and bad ones. Shotguns are ready — we might witness a duel. In the meantime, we are given a few keys to prove the genre; yet there is no action that turns theory into practice. Only this peace is disturbing. A grandfather teaches his grandson how to shoot. Someone walks the local dog. Zafer has hallucinations. Stray bullets fly around but do not hurt anyone. Everyone waits for something that might never come. I slowly start to feel like a viewer watching Samuel Beckett’s play Waiting for Godot. The level of absurdity is rises; however, I have come so far with these characters, there is no turning back now.

“Don’t you ever get bored here?” asks one man. I was asking myself the same and the answer is: No, I don’t. I like rambling and groping. I don’t need music to do this, maps are totally unnecessary. The place — beautifully portrayed by cinematographer George Chiper-Lillemark — makes me wilder. I do not feel any closeness with the woman waiting for her men inside the house. They are passing by and stepping in, she knows that. I would rather be a hunter, a spiritual ally, than a priestess hidden inside a dark room. I don’t know where I am going, but I let them lead me into their fantasy about fighting mystical enemies.

Zafer suffers from post-war trauma, his reality is haunted by imaginary ghosts. Yet, it is not a real drama we are talking about. We are going deeper and farther into… foolery. The moods are worse, the situations are not resolved. It becomes increasingly obvious that we are circling into absurdity. “Are we going now?” asks one of the heroes from Waiting for Godot. “Yup” answers the other one and they both do not move at all. This is the end. And as in Beckett’s play, the last worlds express the infirmity and tragedy of life; the last scene in Emir Alper’s film (the first scene to feature music!) exemplifies the inner dynamic of the world hidden behind the hill. I want to go back there.

http://smellslikescreenspirit.com/2012/ ... di-review/
Аватар
petan
Глобален Модератор
Глобален Модератор
 
Статус:
Мнения: 7771
Регистриран на: Пон Сеп 06, 2010 9:09 am
Местоположение: София
Пол: Жена

Re: ИНТЕРВЮТА НА Мurat Yildirim - с превод и без превод

Мнениеот fenka100 » Пон Юли 14, 2014 10:05 pm

НЯМА ВЕЧЕ МУРАТ , БУРЧИН! [smile3511.gif]
ЕДИН ГОЛЯМ КРЪСТ!
КАКТО, КАЗВАТ КОМШИИТЕ-БИТТИ! [angry22.gif] 108:
Изображение
Изображение Изображение


По-добре да си гладен, а да не ядеш какво да е, И по-добре да си сам, отколкото с кого да е!-Омар Хаям
Аватар
fenka100
Дървен философ
Дървен философ
 
Статус:
Мнения: 6560
Регистриран на: Пет Ное 27, 2009 7:59 pm
Пол: Жена

ПредишнаСледваща


  • Advertisement

Назад към Suskunlar / Безмълвните

Кой е на линия

Потребители разглеждащи този форум: 0 регистрирани и 1 госта