ASI-BG.COM • Виж темата - СТАТИИ

СТАТИИ

Статии в българскта преса, преведени статии от чуждата преса, интервюта и други видеоматериали.
[statia.png]

Re: СТАТИИ

Мнениеот vania_e » Пет Юни 25, 2010 10:01 pm

Umut Kurt'un D-smart dergisindeki röportajı... (Uzunca bir aradan sonra nihayet Umut'tan bir röportaj görebildik. Gerisinin de gelmesi dileğiyle.)

ИзображениеИзображениеИзображение

Röportajın tamamını alıntılamam kurallara aykırıdır belki, bir bölümünü aktarayım :



''Ekrana yakışan bir yüzünüz ve enerjiniz var. İzleyici sizi seviyor. Bize eksikliklerinizi sayabilir misiniz ?
Okulda oyunculuk okuyoruz. Fakat bu işin tatbiki tecrübe ile oluyor. Hâlâ bu işi tam anlamıyla kavramış bir adam değilim.

’Yaşamış ve görmüş biri' olduğunuz için mi böyle olması gerekiyordu ?

Aslında bunu şöyle açıklayabilirim; tiyatroda bir oyun çıkarırken bir sezon boyunca oynuyoruz. Çalışma imkanın ve arkanda sağlam bir ekip var. Herkes yaptığı işin ne anlama geldiğini biliyor. Dolayısıyla yaptığın iş sekteye uğramıyor. Ancak henüz televizyonda bunu başarabilmiş değilim.

Neden ?
Şartlardan kaynaklanıyor. Hızlı çalışıyoruz. Girdiğim her role aynı sıcaklığı katmak konusunda tatmine ulaşmadım. Televizyonda yaptığım işlerle ilgili büyük bir tatminsizlik yaşıyorum.

Tatminsizlik başarı getirir.

Aslında tatmin olsam daha başarılı olurum. Çünkü o tatmini yaşamadığımda kendimi bırakmakta güçlük çekiyorum. En büyük eksikliğim hâlâ bu rahatliğa ulaşamamış olmak.

Belki karakterinizden kaynaklanıyor.
Evet. Mükemmeliyetçiyim. Bunu bana Yılmaz Erdoğan da söyledi.

Sinema, tiyatro ve müzikallerde yer alıyorsunuz. Sesiniz güzel, saz çalıyorsunuz. Futbol,
basketbol.. Say say bitmiyor. Tanrı size biraz cömert mi davranmış ?

İsteyen yapar. Başka türlü olmaz. Evde fotoğraf makinesı ve kamera da var ama bir kez bile elime almadım.

Ama herkes istediğine ulaşamıyor.
O zaman aşk meselesi diyelim. Zaten ben neye âşıksam en çok onunla problem yaşarım. Derdim ‘mutlu olmak’.

Bu ‘maymun iştahlılık’ günlük hayatınıza nasıl yansıyor ?
Her şeyime yansıyor. Bir şey gerçekten güzelse, ona acayip ilgi duyuyorum.

‘Kavşak’ isimli bir sinema filmi geliyor. Ne zaman vizyona girecek ?

Eylül ayında girecek gibi gözüküyor.

Siz nasıl bir karakteri canlandırıyorsunuz ?
İsmim Haydar. Bir muhasebeciyi oynuyorum. Sürprizli bir film olduğu için çok bilgi veremiyorum. Hayatın aslında göründüğü gibi olmadığını, kesişen noktaları gösteriyor. Bu yüzden ismi ‘Kavşak’. Selim Demirdelen’in ilk uzun metrajlı filmi. Gerçek bir film. Mesela bu konuya da çok takılıyorum.

Bir sinema filmi çekseniz siz ne anlatırsınız ?
Küçükken marketten salam çalmıştım ve yakalanmıştım. Babamın ücretsiz izine çıkarıldığı bir dönemdeydik ve beni ona şikayet etmişlerdi. Çeşitli işler yapıyordu ve bir şekilde para kazanıyordu. Ben ona böyle bir şey yaşatınca çok kırıldı. Bunun yanlış olduğunu gördüm. Bunu kısa film olarak yazmıştım ama vaktim olmadığı için çekemedim. Bu örnek nasıl bir film çekeceğimi az çok anlatıyor. Ekmek arası salam kadar basit. ‘’

öportajın ilk bölümünü de aktarayım meltem, herhalde bir mahzuru yoktur: (Dergi zaten bayilerde tükenmiş, gittiğim ilk iki bayide bulamadım, üçüncüsünde buldum ancak, onda da yalnızca bir tane kalmıştı.)

"Bugüne dek toplam 29 projede yer aldı. Hem sinema hem de TV yüzü olmayı başaran nadir oyunculardan. Sinemada ‘Organize İşler’ ve ‘Beynelmilel’ ile televizyonda ‘Hatırla Sevgili’ ve ‘Düğün Şarkıcısı’ ile hafızalarda yerini almayı başardı. Artık Türk izleyicisinin tanıdık simaları arasında. Ancak anlattığı kadarıyla bu onun için yeterli değil. Ara ara yaşadığı tatminkârsızlıklar hayatının en büyük kâbusu. Şimdilerde atv’de yayınlanan ‘Gönülçelen’ dizisinde bir klarnetçiyi oynayan Umut Kurt ile yükseliş öyküsünü ve hedeflerini konuştuk.

Bıyığınızın hikayesi nedir ? Öncelikle bunu merak ettik.

İlkokuldayken lakabım bıyıklıydı. Oyunculuğa başladıktan sonra ise Suzan Kardeş’in kazandırdığı bir tarz oldu. ‘Organize İşler’ filminde, sanat ekibinde asistan olarak çalışıyordum. Filmin sonunda da bir sahnem vardı. Sıra benim sahneme geldi. Suzan, sakalımı ve saçımı kesip sadece bıyığı bıraktı. O günden bugüne kadar bu tarz bende kaldı.

Oyunculuk hayatınızı nasıl etkiledi ? Kariyeriniz nasıl şekillendi ?

1990’ların Türkiye’sinde oyunculuktan para kazanmak zordu. Kartal’da oturuyorduk. Benim muhitimden çıkıp bunu başarabilmiş örnek azdı. 13 senelik bir mesele. Birçok kez bıraktım ve geri döndüm.

Kararsızlığınızda ailenizin etkisi var mıydı ?

Annem ve babam özgürlükçü insanlardır. Kimseden yardım talep etmeyen garip bir ikililer. Konservatuvarda okurken çok yokluk çektim. Evde sadece babam çalışıyordu ve kardeşlerimle beraber üç öğrenci okutuyordu. Sonuna kadar bana destek oldular. Bir çocuğun bu noktaya gelmesini sağlamak bence çok zor. Ben buna cesaret eder miyim ? Bilmiyorum.

Bence edersiniz.

Aynı özgürlüğü tanırım. Müjdat Gezen hep şunu söyler:"Bu işin üç ayağı var: Yetenek, çalışmak ve şans. Senin başarısız olman için herhangi birinden yoksun olman yeterli."..."


(Alıntı: D-smart dergisi Haziran-2010)

ИзображениеИзображение
Изображение
Аватар
vania_e
V.I.P.
V.I.P.
 
Статус:
Мнения: 3980
Регистриран на: Пет Ное 27, 2009 6:06 pm
Местоположение: Разград
Skype: vania_en

Re: СТАТИИ

Мнениеот vania_e » Съб Юни 26, 2010 11:07 am

Статията във VOGUE.

Изображение
Изображение


ИзображениеИзображение
Изображение
Аватар
vania_e
V.I.P.
V.I.P.
 
Статус:
Мнения: 3980
Регистриран на: Пет Ное 27, 2009 6:06 pm
Местоположение: Разград
Skype: vania_en

Re: СТАТИИ

Мнениеот vania_e » Съб Юни 26, 2010 11:13 am

http://www.facebook.com/notes/gonulcele ... 7101872419

gözlerimin önünde. Tuba bir anda bal gözlü romantik bir sevgiliden yeşil gözlü öldürücü kadına (femme fatale) dönüşüvermişti.

Днес в 11:37

Tuba Büyüküstün’ün çekim setine Serdar Turgut gibi imajinasyonu derin, mizah duygusu keskin, metaforları zengin bir yazar girerse ne olur? Tabii ki ortaya içinden cinayet bile geçen acayip bir yazı çıkar! İşte Vogue Türkiye’nin yeni sayısında yer alan o yazı ve Büyüküstün’ün çarpıcı pozları...

BANA JEANNE MOREAU’YU HATIRLATTI


Tuba, edasıyla, elegan yürüyüş stiliyle, stiletto topuklu siyah ayakkabısıyla bana Louis Malle’nin film-noir klasiği olan “Elevator to the Gallows”daki Jeanne Moreau’yu hatırlattı. O filmin bilinçlere kazınan sahnesinde, Jeanne Moreau’nun Paris’in ıssız sokaklarında yürürkenki ritmi fonda başlayıveren Miles Davis parçasının ritmiyle olağanüstü uyum sağlar. Yürüyen kadın adeta Miles Davis’in müziğiyle sevişir gibidir o sahnede. Bu yüzden Tuba yürürken fonda bir Miles Davis çalmasını arzuladım.


ŞAŞIRTAN DEĞİŞİM


Sonra pozlar verilmeye başlandı, adeta gösterime hiç girmemiş bir film-noir film çekiliyordu gözlerimin önünde. Tuba bir anda bal gözlü romantik bir sevgiliden yeşil gözlü öldürücü kadına (femme fatale) dönüşüvermişti.

Bu göz rengi vurgulamasını kelime oyunu yapma arzumun sonucu sanmayın, şahit olduğum şaşırtıcı bir değişimdi bu.

Tuba, kendisini taparcasına seven adamı öldürtmeye karar verdiği andaki pozunda bal renkli gözleriyle bakıyor, hemen bir sonraki pozda, adamın öldüğü varsayılan andaki küçümseyen, çemkiren vahşilikteki o gözler yeşil renge dönüşüveriyor.

Jean-Luc Godard “Bir film çekmek için sadece bir kadına ve bir silaha ihtiyacınız vardır” demişti. Film-noir ekolünün esasını anlatıyordu büyük üstat ama bu işin o kadar da kolay olmadığını gayet tabii biliyordu. En önemlisi, öldürücü kadının ruh halini yüzünde, tavırlarında, duruşunda yansıtmayı becerecek kadını bulmayı başarmaktı.


KOLAYLIKLA HAVAYA GİRDİ


Fotoğraflardan da görüyorsunuz, öldürücü kadına dönüşmek Tuba’ya çok rahat gelen bir ruh haliydi. Gösterime girmeyen film-noir filminin çekimi başlamadan önce herkesin seveceği romantik sevgili tavrıyla aramızda dolaşan Tuba, çekim başlar başlamaz fazla zorlanmadan havaya giriyordu.

Öyle ki, Tuba’ya âşık olan ve onun tarafından beğenilmek için öldürmeye bile hazır olan adamın cinayetinden sonra ayağının dibinde yatan gövdeye duyduğu umursamaz, acımadan yoksun ve biraz da çemkiren seksüaliteyi bile suratında gördüm.

FEMME FATALE ROLLER ONUN OLACAK


Ona, “Siz hiç femme fatale rolünde oynadınız mı?” diye sordum. O da “Hayır” dedi. Bugüne kadar hep romantik kadın rollerinde oynamış. Ona hiç değişik türde rol tekliflerinin gelmemiş olması doğrusu şaşırttı beni. Bu fotoğraflardan sonra femme fatale rollerinin ona akacağını biliyorum.

Kaynak: Hürriyet / Magazin


Изображение
Изображение
Аватар
vania_e
V.I.P.
V.I.P.
 
Статус:
Мнения: 3980
Регистриран на: Пет Ное 27, 2009 6:06 pm
Местоположение: Разград
Skype: vania_en

Re: СТАТИИ

Мнениеот Vihar » Съб Юни 26, 2010 7:25 pm

Cansel Elçin Röportajı
Изображение


Tomris Giritlioğlu’nun “Hatırla Sevgili”sinde oynadı. Şimdi “Gönülçelen”de Tuba Büyüküstün’le başrolü paylaşıyor, onu akademisyen piyanist rolünde izliyorsunuz. Farklı bir adam... Yeni bir adam... Avrupai bir adam.... AYŞE ARMAN RÖPORTAJI


Açıkçası, ben Cansel Elçin’in 30 yıl Fransa’da yaşadıktan sonra transfer ettiğimiz bir oyuncu olduğunu bilmiyordum. Bunca yıldan sonra döndüğünü öğrenince, “Delirmiş bu!” dedim. Hikayesini merak ettim, karşısına dikildim...

* Hayatınızın kaç yılını Türkiye’de geçirdiniz?
- 6.

* Kaç yaşındasınız?
- 36.

* Hayatının 30 yılını yurt dışında geçiren biri Türk müdür, yabancı mıdır?
- Bu kadar uzun süre yurtdışında yaşayınca, kimlik karmaşası yaşıyorsun, bunalım takılıyorsun, tam olarak nereye ait olduğunu bilmiyorsun ama sonra bir gün, bir ampul yanıyor kafanda: İki kültür arasında kalmayı bir eksiklik değil, avantaj olarak görüyorsun, “Ben iki kültüre de aidim” diyorsun. Ben hem Türkiye’de yaşayan bir Fransızım hem de Fransa’da yaşayan bir Türk...

* Hikayeniz nerede başlıyor?
- Tire’de. İzmir- Tire. 30 bin nüfuslu küçük bir köy. Egeliyiz biz. Tipik Egeli aile. Küçüklüğüm çok güzel geçti. Şanslı bir çocukluk. O yüzden enteresan gelmeyebilir anlattıklarım...

* Niye öyle söylüyorsunuz?
- E çünkü siz, hikaye peşindesiniz! Mutlu insanların da, maalesef hikayeleri yavan oluyor! Ama yine de anlatayım: Babam terzi. Fransa’yı da seven bir adam. Biraz da maceracı. 64’te kalkıyor Fransa’ya gidiyor. Annem bana hamile kalınca, Tire’ye dönüyorlar, ben orada dünya geliyorum, bir de 8 yaş büyük abim var. O dönem, bana siyah-beyaz filmler gibi gelir. Semih Kaplanoğlu’nun “Yumurta” filmindeki ev, amcamların evi, biz de tam karşısında oturuyorduk, o mahallede büyüdüm. Babaannem büyüttü. Bayılırım ona. Hâlâ kokusunu, sıcaklığını, gülüşünü hatırlarım. Sabah yedi buçuk sekiz gibi okula giderdim, on iki gibi de dönerdim. Hemen babaannemle öğle uykusuna yatardım. Dünyada uykudan güzel ne var? Ben söyleyeyim, uykuya dalarken, “gu guuuuk guk- gu guguuuk guk” kumru sesleri duymak! Hâlâ kulağımdadır. Bugün bana sorsan, “Senin için huzur ne? Şefkat ne?” “Babaannemle kucak kucağa uyku” derim. Hep yaz, hep güzel havalar, zeytin kokan bahçeler, zeytin ağaçlarının gölgesi, hamak, güzel yemekler, zeytinyağ...

* E o güzelim Tire’yi bırakıp nasıl Paris’e gittiniz?
- Ben zorla gittim de, annem babam para kazanmak için gitti. İlkokul 1 ve 2’yi burada okumuştum, orada tekrar en baştan başladım. Sınıftaki en büyük çocuk bendim. Hiçbir şey anlamıyorum. Anlamadığım gibi, bir kültür şoku yaşıyorum. Herkes okula kot pantolonla geliyor. Karma okuyoruz. Bir de okul, akşam 5’e kadar sürüyor, “Bu ne ya!” oldum. Kumru sesleri, babaanne, uyku artık yok. Alışmak zor oldu.

* Hiç dışlanmadınız mı?
- Allah’tan Fransızlar hoşgörülü, Almanlar gibi ırkçı değiller. Yanımda oturan çocuk Kongoluydu, diğeri Cezayirli, öbürü Avustralyalı, Türk olmanın haber değeri yoktu yani. Yine de ben 13-14 yaşıma kadar içime kapandım. İletişim sorunları yaşadım. Hep geri dönmek istedim. Sonra bir gün, “Ya sen bir kendine gelsene” dedim, “Artık kabul et şunu, hayatın burada geçecek! Kendini bu fikre alıştırsan iyi olur. Adam gibi Fransızca öğren önce...” Ve inanır mısın, öğrendim. İyi notlar almaya filan başladım.

* Peki sonra ne oldu?
- Sonra ailemle yaşadığım o banliyöden Paris’e taşındım. Yaş 17-18. Ve kendi dünyamı yarattım.

* Okuyor musunuz o arada?
- Lisede dil ve edebiyat okudum. Sonra üniversiteye başladım ama 6 ay sonra sıkıldım. Para kazanmak daha cazip geldi. Abimle tekstil işine girdik, 90’lı yıllardı, import-export işinde iyi para vardı. Türkiye’den bir takım mallar getirip Fransa’da satıyorduk. Denizli’den havlu, bornoz, çarşaf, Bursa’dan tekstil... Fransa, cazip bir tüketici platformdu, Cezayir ve Uzakdoğu’ya açılıyordu. Getirdiğimiz şeyleri, büyük zincir mağazalara satıyordum, sonra da gidip bakıyordum, o çarşafı kimler alıyor, müşteri profili nasıl, bu insanlara daha ne getirsek gider. Çok tecrübe kazandım o işten. Ama sonra, ondan da sıkıldım. Para kazan kazan da nereye kadar? Kesmedi sadece para kazanmak. Boşluk hissettim. Hayat boyu tekstille mi uğraşacaktım? Tiyatro derslerine yazıldım. Akşamları gidiyordum. Derken dört senelik bir tiyatro okuluna girdim. Hayatım tiyatro oldu...

* Paranız vardı anlaşılan...
- Yok hayır, sadece abimle tekstil işi yaparken vardı, sonra beş parasız kaldım. Küçük işler yapmaya başladım.

* Ne demek küçük işler?
- Ara işler yani. Krepçide krep yaptım, garsonluk, barmenlik, sonra Ritz’te şoför olarak çalıştım, özel şoförlük de yaptım. Bir taraftan da tiyatro okuyordum, dizilerde oyunculuk, reklam oyunculuğu, önüme ne geliyorsa yaptım...

* Size ne kattı 30 yaşına kadar Fransa’da yaşamak...
- Ben özgür bir adam oldum! Orada içime işledi özgürlük. Sonra tolerans, sonra önyargısızlık kazandırdı bana orada yaşamak. Kimseyi yargılamam. Anlamaya çalışırım. Olduğu gibi kabul etmeye gayret ederim. Fransız eğitimi biraz öyledir. Bir haftalığına bir yere gidersin, kimsin, nesin, nereden geldin, nereye gidiyorsun, ne iş yaparsın, kaç para kazanırsın ilgilenmezler bile. Bu açılardan medeni tabii. Bir de konforuna alışıyorsun, şöyle ki karşıdan karşıya geçerken genellikle ölmezsin, kırmızı ışıkta durur insanlar, kuyruğa girmeyi bilirler, sanata, sinemaya filan saygı duyarlar. İçinde temel bir estetik duygusu oluşur. Her şeye ulaşabilirsin, istersen golf de oynayabilirsin, varlıklı olman gerekmiyor, canının istemesi yetiyor. Türkiye’de olan hiyerarşik sosyal yapı orada yok. “Paran yoksa sen bir hiçsin!” yok Fransa’da, burada öyle...

* Hâlâ orada mı sizinkiler?
- Evet, evet. Ben hariç herkes orada. Abim bir Meksikalı kızla evlendi, üç tane çocuğu var. Fakat şimdilerde tuhaf bir şey oldu, Fransa’ya gidince İstanbul’u özlüyorum, yüreğim sızlıyor, öyle bir özlemek ve geri dönüyorum.

* Konumuzla hiç alakası yok ama aklıma takıldı işte, siz çok mu iyi krep yaparsınız?
- Evet çok güzel yaparım. Ama siz evde aynısını yapamazsınız. Zordur iyi krep yapmak, özel malzeme ve marifet gerekir!

* Özel olarak yetenekli bir adam mısınız?
- Bilmiyorum bunun cevabını. Ama benim hayatla alakam var. Derin bir bağım var. Yaşamayı seviyorum. Meraklı biriyim, her şeyi denerim.

* Kadınlarla ilişkiniz?
- 7 yaşında Tire’de bir kızın elini tuttum, aşıktım çünkü. 11 yaşında Fransa’da bir kızı dudaklarından öptüm, yine aşıktım. 17 yaşında filan da bir Fransız kızla seviştim, yine aşk. İyidir kadınlarla aram. Çok uzun sürer yalnız ilişkilerim. Üç sene, beş sene...

* Türk kızları ile Fransız kızları arasında ne fark var?
- Yaklaşım farkı var...

* Nasıl yani?
- Burada ya paralı olacaksın, ya şöhretli ya da iyi bir aileden geleceksin. Oysa Fransa’da “sen” önemlisin, senin kişiliğin önemli, kendin yani, babanın parası, oynadığın rol, soyadın değil. Paris’te “kiosque”ta gazete satan biri olabilirsin ama o işi part time yapıyorsundur, ne bileyim aynı anda bir üniversitede doktora öğrencisisindir, ya da muslukçusundur, ya da haftada iki saat ek gelir için çimleri kesiyorsundur, barmenlik yapıyorsundur...

* Bizim kızlar da bu işleri yapanlara yüz vermezler...
- Deli misin? Vermezler tabii. Ama Fransa’da bir lise hocası, pekala bir marangoza aşık olabilir, evlenebilir, çoluk çocuğa karışabilir. Çünkü o marangozla o öğretmen, müşterek bir kültürü paylaşabilir. Marangozdur ama kültürlüdür. Bizde bu tür şeyleri de göremezsin, gerçi bunun sebeplerinden biri Türkiye’nin üçüncü dünya ülkesi olması. Fransa’nın ekonomik şartları iyi, kişi başına düşen milli gelir bize göre yüksek, o yüzden insanların statüleri ilişkilerine yansımıyor. İşsizlere bile işsizlik parası veriliyor. En kötü durumda bile “insan” gibi yaşayabiliyorlar. Tabii o zaman öncelik para kazanmak olmuyor, “Mutlu olabilmek için ne yapmalı?”nın peşine düşüyorlar. Sadece para kazanarak mutlu olabilmenin mümkün olmayacağını biliyorlar. Tabii bir şey daha var, adamın kira problemi yok, yiyecek problemi yok, açlık sınırında yaşamıyor, “Sokaklarda sürüneceğim” endişesi yok, o zaman onun çok paraya da ihtiyacı yok. İşini yapıyor, geri kalan zamanda “Mutlu olmak için ne yapayım?” diye düşünüyor. Bizim ülkemiz henüz bu durumda değil. Bu da tabii kadın-erkek ilişkilerine kadar her şeye yansıyor.

* Pardon, bu arada siz hangi akla hizmet Türkiye’ye geldiniz?!
- Kader galiba. Tiyatro okulunu bitirdikten sonra “118 No’lu Hücre” isimli bir oyunda oynadım. Çok ses getirdi. Çok başarı kazandım. Ve o oyun sayesinde, cast ajansları benimle ilgilendiler, diziler ve reklamlarda oynadım, hatta Zidan’la bir reklamım var. Madrid’de çekildi. Türkiye ile ilk temasım Ferzan Özpetek’in “Harem Suare” filmiyle oldu, onda da kamera arkasında çalıştım, Fransızlara oyuncu koçluğu yaptım. Sonra tekrar Fransa’ya döndüm. Bir süre sonra Tomris Giritlioğlu aradı, “Yüzbaşı Cemal” rolü için. Ayvalık’ta bir roldü, “İyi peki” dedim. Ben iki ay kalıp Fransa’ya geri döneceğimi zannediyordum. Ama sonra “Hatırla Sevgili” oldu. Arkası da çorap söküğü gibi geldi. Şimdi “Gönülçelen”deki piyanist akademisyenim. Fark ettim ki ben burada mutluyum. Kaldım...

Bana dublaj yapılması sinirimi bozuyor. Bütün arkadaşlarım, hatta dublaj yapan çocuk bile “Kendin seslendirmelisin abi” diyor. Tamam başta Türkçem düzgün değildi ama şimdi düzeldi...

ELİME PARA GEÇİNCE NE Mİ YAPARIM?

Film çekerim. Pek çok kısa film çektim. Engelliler üzerine bir kısa metraj filmimle festivallere katıldım. Derken uzun metraj çektim: “Kampüste Çıplak Ayaklar.” Hayat tecrübesi olmayan, ayağı daha yeni yere basan, genç insanların hikayesi. Mayıs’ta DVD’si çıkacak...

NEYE Mİ İNANIRIM?

İnsanın çok fena bir yaratık olduğuna. Gerçekten öyle. Patetik. Ve zavallı. Bir kere özgür değil, keşke hepimiz özgür olabilsek...
Изображение
Ти виждаш нещата и питаш "защо?",
аз мечтая за неща, които никога не са били и питам "защо не?"
Джордж Бърнард Шоу
Аватар
Vihar
Модератор
Модератор
 
Статус:
Мнения: 2905
Регистриран на: Пет Ное 27, 2009 10:41 am
Местоположение: пак там
Skype: celleri55
Пол: Жена

Re: СТАТИИ

Мнениеот vania_e » Нед Юни 27, 2010 11:34 pm

Ayda Aksel'e Göre Sanatçı
Вчера в 23:04
Gönülçelen dizimizin sevgili oyuncusu Ayda Aksel, sanata ve sanatçıya bakış açısı konusunda önemli açıklamalarda bulundu.İlk defa sitemizde yer alacak açıklamalarında, bir kaç dizide oynayıpta sanatçı ünvanı alan oyuncuları eleştirdi.

Yeni oyuncuların sanatçı olarak anılmasından rahatsızlık duyduğunu dile getiren Aksel, Sanatçılıkla, oyunculuk farklı şeyler. Oyuncu yorumcudur.Yapılmış bir eseri kendimizce yorumlarız yeniden dile getiririz.Yazar yazmıştır, Yönetmen sahneye koyar. Siz onun parçası olursunuz Işık gibi.Bu kadar kolay dile geldiği zaman anlamını yitiriyor. Sanatçılığın o kişiler için çok anlam taşıdığını düşünmüyorum. İş ayrı bir şey, sanat bambaşka bir şey. Zanaatla,sanatı ayırmak gerekli. Maalesef ikisi Türkiye'de birbirine karışabiliyor diye konuştu.

İsim vermeden şöhreti bir dizide yakalayan genç bir oyuncuyuda eleştiren deneyimli oyuncu,onun kullandığı ve çok hatalı bulduğu bir cümlesini söyleyerek,Bu bir dizide başrol oynayan biri. Mesleğe böyle yaklaşıyor diyerek üzüntüsünü belirtiyor. Benim yaptığım işle onun yaptığı iş bir değil. O eğlence dünyasının bir parçası olarak kalıyor. Oda kendi türü içerisinde devam ediyor ama benim işimin bir parçası değil.

Yeni sinema projesinde orta yaş üstü,çok katı, donuk soğuk görünen,hayata mesafe koymuş bir kadını canlandıracağını açıklayan Aksel, "Uç noktaları birisinin oynaması gerekli bunları da benim gibi tiyatrocu arkadaşlarım oynayabilir. Çünkü uç noktaları oynamak zordur. Sarhoşu,akıl hastasını ve deliyi oynamak zordur. Herkesin yapabileceği şeyler değildir. Oyuncu olmak gerekli."diyerek bu türlü oyunculara göndermede bulundu.

Изображение
Изображение
Аватар
vania_e
V.I.P.
V.I.P.
 
Статус:
Мнения: 3980
Регистриран на: Пет Ное 27, 2009 6:06 pm
Местоположение: Разград
Skype: vania_en

Re: СТАТИИ

Мнениеот vania_e » Вто Юни 29, 2010 8:03 pm

Ако може Ира кажи с няколко думи за този нов проект на Ферзан Озпетек.

Ferzan Özpetek daha önce'den söylemisti, Tuba'mizi oynatabilecegine dair.
Bu konu ile ilgili bir haber cikmis zaten.
Herkes icin bir daha ekleyeyim.


İtalya’da yaşayan ünlü yönetmen Ferzan Özpetek’in çocukluğunun geçtiği Kalamış’ı film yapmaya hazırlandığını duydum.
Ferzan Bey’in İstanbul’a gelip, kendi toprağının bir hikâyesini anlatacak olması güzel bir gelişme. Ben kendisinin, A’dan Z’ye Türkiye kokan bir film yapmaya biraz geç karar verdiğini düşünüyorum. Ne yazık ki, ‘Kendi insanının!’ yüzünü ancak 9′uncu filminde güldürecek.
İlginçtir, Türkiye’de Ferzan Özpetek filmine ilgi yok! Onun, zamanında İtalya Cumhurbaşkanı Giorgiani Napolitano’nun elinden ödül alması bile yurdum insanını hiç enterese etmemiş olacak ki birçok film festivalinden yüzü ak çıkan son filmi ‘Serseri Mayınlar’ bile bizde adam gibi bir gişe yapmadı. 36 bin 267 kişi gidip filmi izlemiş, o kadar! Halbuki aynı film Avrupa ve İtalya’da gişe rekorları kırmıştı. Ferzan için hazin bir durum; peki ya sebep ne? Elbette bizimkilerin, “Yüzde yüz İtalyanım ve yüzde yüz eşcinselim” diyen Ferzan Özpetek’e bir garezleri yok! Filmlerini izlemeyerek boykot yapıyor da değiller. Birçoğu onun için ‘Milli gururumuz’ diyor. Sadece, Ferzan filmlerine çok yabancılar…O, yere göğe konulmayan filmlerin büyük bir kısmı, gerek hikâyeleri gerekse oyuncularıyla bizden değil! Bilmem belki de bu hezeyan; ismi Ferzan olan bir yönetmenden bugüne kadar hep esaslı bir Türk filmi beklediğimiz içindir! Kim bilir, yapmasını çok istediğimiz Türk filmleriyle bizi bizden biri olarak dünyaya anlatmasını istediğimiz içindir!
AFS, Ferzan Özpetek ve kardeşlerinin kurduğu bir yapım şirketi. Ay Yapım’la birlikte kolları sıvadılar. Eylül ayında çekimler başlayacak. Başrol oyuncusu olarak üç ünlü isim düşünülüyor. Cansu Dere, Tuba Büyüküstün ve Özgü Namal… Ferzan, Cansu, Tuba ve Özgü’yle yüz yüze görüşüp öyle kararını verecek. İçime şimdiden kurt düştü? Acaba piyango kime vuracak? Tuba’ya mı Cansu’ya mı, Özgü’ye mi? Role hangisi layık görülürse o geleceğiyle ilgili büyük bir adım atmış olacak…Yönetmen koltuğunda oturan sıradan biri değil ki…İtalya’nın yanı sıra, İngiltere, Fransa, İskandinavya, Almanya, Hollanda, Japonya hatta ‘Nüfuz edilmesi çok güç’ denilen ABD’de bile filmleri yere göğe konulmayan, gösterimleri olay olan, kendisini dünya sinemasına kabul ettirmiş usta bir yönetmen… Böyle bir insanın filminde başrol oynamak da bir oyuncu açısından onur olsa gerek! Sonra bir bakmışsınız o kızlardan biri yarın öbür gün Avrupa’da Catherine Denevue kadar ünlü ve başarılı olmuş! Olur mu olur, bal gibi de olur! Bakalım hangisi olur?

Şebnem ÖZCAN (Bugün Gazetesi Yazarı)
Kaynak: Bugün / Yazarlar


ИзображениеИзображение
Изображение
Аватар
vania_e
V.I.P.
V.I.P.
 
Статус:
Мнения: 3980
Регистриран на: Пет Ное 27, 2009 6:06 pm
Местоположение: Разград
Skype: vania_en

Re: СТАТИИ

Мнениеот vania_e » Пет Юли 16, 2010 5:52 pm

Cansel Elçin- Haper's Bazaar Röportajı ''DF''

Днес в 11:50
Deniz yıldızlarını denize atan adam son dönemin yükselen yıldızlarından cansel elçin'le oyunculuğa olan sevgisini,gerçeğe özlemini,paris'te yaşadıklarını,aşkın anlamlarını,ilişkileri ve çok daha fazlasını konuştuk...

Cansel Elçinle buluşmamız,bir süre sonra röportajdan çıkıp,çok zevkli bir sohbete dönüştü.bana bu sohbet esnasında anlattığı antonie saint-exupery'nin denzi yıldızı hikayesi,onun nasıl biri olduğunu, nelere önem verdiğini çok iyi anlatıyor. bilmeyenler için:bir bilge, gece sahilde bir çocuğa rastlar. çocuk, ağzına kadar deniz yıldızı ile kaplı sahilden tek tek topladığı deniz yıldızlarını denize geri atmaktadır. bilge, çocuğa sahilin deniz yıldızlarıyla kaplı olduğunu bu çabasının hiç fark yaratmayacağını söyler. çocuk elindeki deniz yıldızına bakıp, ''onun için fark eder!'' der. bilge yatağına döner ama bir türlü uyuyamaz ve sahile geri dönüp, çocukla beraber deniz yıldızlarını denize atmaya başlar... bu hikaye, Cansel Elçin'in insan olarak ne kadar alçakgönüllü ve derin olduğunun, aynı zamanda da bir oyuncu olarak yapmak istediklerinin bir kanıtıdır kanımca. gerisi aşağıda.

Hatırla Sevgili dizis çok sancılı bir dönemi anlatıyor. Fransa'da büyümüş biri olarak neyin, ne kadar farkındasın?

Aslında ailem türk tarihi ile çok ilgilidir. ama tabii ben uzun yıllar Fransa'da yaşadım. orada öğrendim, Adnan Menderes'in kim olduğunu. sonuç olarak bir adam idam edildi ve o bir başbakandı. bir insanı öldürmek dünyanın en kötü şeylerinden biri. neden olduğunu bugün bile sorguluyoruz, değil mi? soykırım falan yapmış olsa tamam da...

Neden oldu, çözebildin mi?
tabiiki çözemedim. bir de ben oyuncuyum; bunun cevabını ben veremem. biz sadece hikayeyi anlatmaya çalışıyoruz ve ben bunun içinde sadece bir piyonum. adalet denilen şeyi sorguluyoruz.

Çok tepki var mı?

çok eleştiri gelmiyor.

Düşünüyordur insanlar, onun için sessizlik vardır. tepkisiz olmaları mümün değil.

Doğru. bunu ben de hissediyorum. insanları düşündürmek çok güzel birşey. ne oldu, neden yapıldı diye düşünüyorlar. ben de çok şey öğreniyorum ve bu çok hoşuma gidiyor.

Bir de aşk hikayesi var dizide. emile zola aşk için 'mucize', stendhal 'nöbet', eflatun 'muamma' demiş. sence hangisi aşk?

Bilmiyorum, aşk hastalık bana sorarsan. dizide ahmet'in durumu hastalık bence. ilk başlarda mucizeydi ama nöbet durumuna girmedi şimdilik (gülüyor). şu muamma lafı çok hoşuma gitti. aşk bu saydıklarının hepsi bence ama bir taraftan da ne olduğunu tam olarak bilemiyoruz. zaten bilsek kontrol altına alırız. dünyanın en büyük bilim adamları araştırsınlar işte. çünkü aşk bir his. çalışıyoruz üstüne (gülüyor).

Cansel olarak anlat o zaman. bir insan olarak aşkın sana ne ifade ettiğini merak ediyorum. çünkü hepimizin ağzında kalan tat, yaşadıklarımız farklı.

Aşk değişmedi ama aşkın ifadesi değişti bence. teknoloji var, tembellik ediyoruz, hayatlarımız hızlı. eskiden insanlar sevişmeden önce birbirlerini kokluyorlarmış, daha çok heyecan varmış. ilişkiler daha zor kurulduğu için, insanlar da daha çok hayal kuruyormuş. şimdi bazı insanlara saçma gelebilir ama bence o dönemler güzelmiş. bunu yeniden keşfetmek çok güzel olurdu. bence erkeklerin de kadınların da -şimdi manşet yazacaksın dikkat et (kahkaha atıyor)- bedenlerini ucuza vermemeleri gerek. çünkü insan bedeni çok önemli, çok kutsal. ama zaten yavaş yavaş eskiye dönüyoruz galiba.

Öyle mi, iyi düşün.

İşler çok hızlı ilerliyor. galiba artık biraz dikkat etmemiz gerekiyor. mesela ben otuzlarımdayım ama hala tam olarak ne istediğimi bilemiyorum. nasıl bir hayat kuracağım,nasıl bir kadına aşık olacağım bilemiyorum. ama ne istemediğimi biliyorum. yirmibeş ile otuz yaş arasında insan dolanıyor. ama otuzundan sonra artık ne istemediğini biliyorsun. ''tamam'', diyorsun, ''ben bu senaryoyu daha önce okudum ve sonunu biliyorum. yine aynı şeyi istemiyorum''

Bedenlerinizi ucuza vermeyin dedin ya...

Ama bu genel anlamda. benim için öpüşmek çok önemli birşey mesela. acayip bir şey. sen o dudakla nefes alıyorsun, yemek yiyorsun düşünsene. insanın beyninden tuhaf sinyaller geliyor. objektif olarak bakarsan, mesela elektrik falan çıkıyor insanın her yerinden. mantık dışı bir iş. ama bu yüzden de çok önemli

ilk seferinde beraber olmak yanlış mı sence?

Aman yok canım. bu işler 'sır' gibi. his dedik ya, tanımı yok, ben bilemem. on senedir beraber yaşayan çiftler var mesela, ilk tanıştıkları gün beraber olmuşlar.

Kuralların yok yani.

Yok tabii. şimdi az önce söylediğim şeyin tersini söyleyeceğim -bu da demektir ki abuk sabuk şeyler söylüyoruz bu hayatta (gülüyor)- bir insanın senden önce neler yaptığı önemli değil, senle beraber olurken yaptıkları önemli. daha önce yaşadıklarının ilişkiyi etkilememesi lazım.

Ama kesinlikle etkiliyor. yeni bir ilişkiye başlayacağın zaman eski korkuların, kırıklıkların aklına gelmiyor mu?

Geliyor tabii ama hepsini ekarte etmek gerekiyor, çünkü artık yeni bir insanla berabersin. bir kere en önemli şey, dinlemek. bir çift arasında, diş macunu kapağı neden kapanmadı diye acayip bir kavga çıkabilir mesela. ama aslında olayın diş macunu ile alakası yok. daha önemli yerlerde sorunlar var. o yüzden, gerçeği söylemek çok zor olsa bile en doğrusu bu.

Ama gerçeği söylemek de insanı savunmasız pozisyona düşürüyor.

Evet, ama bu ne istediğinle alakalı. tabii ben sana istediğin cevapları veremiyorum, ama serge gainsbourg verirdi(gülüyor). mesela bir programa çıkmıştı ve yine kafası iyiydi tabii. programda yazarlardan, felsefeden falan bahsediliyordu. gainsbourg dedi ki, ''ben bir kitap yazdım. erkekler ve kadınlar üzerine tüm bildiklerim hakkında.'' elindeki kitabın içini bir açtı, bembeyaz sayfalar. serge gainsbourg çok çirkin bir adamdır, ama brigitte bardot dahil dünyanın en güzel kadınları ile birlikte olmuş bir adam bu. o bile çözememiş kadınlarla erkekleri.

''o çözemediyse, ben ne yapayım?'' diyorsun, ama herkesin aşk hakkında söyleyebileceği birşeyler var. şu anda senin durumun ne?

Şimdi ben 17 ekim 2006'dan beri çekimdeyim. çok özür dileyerek söyleyeceğim, ama şu anda bütün hayatım iş ve dolayısıyla cansel biraz daha kenarda duruyor.

Çok yorucu ama dizi çekmekten şikayetçi değilsin galiba.

Dizi türkiye'de çekildiği anlamıyla sekizinci sanat bence. oynadığım dizilerden çok gurur duyuyorum. çok güzel şeyler öğreniyorum. ekibi de çok seviyorum. onlar ailem; sette yemek yiyoruz, sette uyuyoruz.

Oyuncu olmaya karar vermen çok spontane gelişen bir şey galiba. bir röportajında, ''hayatımda boşluk vardı, gidip oyunculuk okuluna yazıldım'' demişisin.

Spontane oldu, evet. neden dersen, benim aslında yazılmış bir hayatım vardı. arabam, evim, kız arkadaşım vardı. herşey oturmuştu ama galiba biraz canım sıkıldı. kendimi kültür anlamında hiç zengin hissetmiyordum, daha fazla kitap okumak istiyordum mesela. çalıştığım iş ortamı da hoş gelmiyordu. ailecek tekstil işi yapıyorduk, sonuçta ticaret. küçümsemek istemiyorum, ama ben para kazanmak için iş yapmak istemiyordum. o yüzden, bir gün yine canım sıkılırken gittim kursa yazıldım.

İlk kez sahneye çıktığında ne oldu?
sahneye ilk çıktığım an çok acayip oldu, korktum. çıkmak önemli değil, sonra eve dönünce acayip hissettim kendimi. çok garip ve yabancı geldi. bütün hayatım boyunca böyle birşeyle karşılaşmamıştım. en önemlisi çıkmak değil, o sahneye geri dönmek aslında.

Hiç karşılaşmadığın şeyler ne, kendinle mi karşılaştın?
evet, kendinle karşılaşıyorsun. insanlar dışarıya hep belli bir imaj verirler. kendileri de inanırlar. ama değilsin işte, çıkıyorsun sahneye ve anlıyorsun kendinin en olduğunu. korkuyorsun tabii. korkmak da önemli değil, asıl iş bunu kabul etmek. çünkü hepimiz korkuyoruz hayattan. dünyanın en güzel şeyi, insanın kendi defosunu kabul etmesi. şu anda fransanın en popüler oyuncusu faslı djamel debouze. on beş yaşındayken sağ kolunu tren kazasında kaybetmiş. diksiyonu yok ve kısa boylu. ama fransa'nın en iyi oyuncularından biri, çok yetenekli. düşün yani, o kadar defosu var ama neredeyse dünyayı değiştiriyor. kendisi ile çok güzel şeyler yapmış.

Senin defoların neler peki? korkuyla birlikte neler keşfettin?

Boş buluyordum kendimi. yeterinde film izlememiş, yeterince kitap okumamıştım. egom vardı. cümlelere sürekli 'ben' ile başlıyordum. ama bununla başa çıkmak güzel. oyuncu olursan, kendinle çok ilgilenmen gerekiyor.
artık kendini çok ciddiye almıyormusun?
yok, hiç ciddiye almıyorum. buna karar verdim, çok zor olsa da. oyuncu olduğun zaman en önemli şey dinlemek. eğer devamlı kendini düşünürsen -şunu yapacağım, buna konsantre olursan- yapamazsın. karşındakini dinleyeceksin. hayatta da bu böyle.

Çok zorlandığın oldu mu?

Bunu bütün oyuncular söyler aslında, ama hakikaten kendini hiçbir zaman beğenmiyorsun. senaryoyu okuyorum, acaba ben bu sahneyi nasıl yapacağım diyorum, gece uyurken düşünüyorum. burada önemli olan nedeni seçmek. o karaktere ne oluyor, neden öyle davranıyor? bunu çıkarırsan, insanı çözersin. insanların hedefleri var. mesela bir adamın hayattaki amacı, çalıştığı yerde müdür olmaktır, sonra kendi işini kurmaktır. bunun için çalışır, kapıyı açarken bile bunu düşünür. sen bunu bir oyuncu olarak anladığın zaman bir insanın bütün hareketlerinin hangi amaca bağlı olduğunu çözüyorsun. hayatta yaptığımız bütün işler bununla ilgili.

Senin amacın ne?

Ben şuna inanıyorum; bence aşık olduğunda birşeyler hesaplamamak gerekiyor. çünkü aşk sadece hisle ilgili. onu kontrol altına almanay çalıştığında, hiçbir şey istediğin gibi olmamaya başlıyor. tabiiki benim hayatımdaki amaç da aşık olmak, çocuklarımın ve bir evimin olması. bence herkes bunu istiyor ve her yaptığımız şey de bunun için. galiba bunları kontrol etmeye gerek yok. aşık olduğunda da hissettiğin gibi yaşamak lazım. bu konularda acele etmemek, fazla problem yaratmamak gerekiyor. dürüst olmak, gerçek olmak gerekiyor. sevmediğin gün aynada kendinle yüzleşmen gerekiyor; ''neden sevmiyorsun artık? neden sevdin?'' böyle yap ki hayat güzel gitsin.

Hayatın anlamı olsun yani

Bak bu konuştuklarımız klişe gelecek insanlara, ama aslında hiç de öyle değil. mesela aldatmak çok basit bir olay. dünyanın en basit işi. ama en zoru, aldatmak istediğini söylemek. bir insan bunu gerçekten söylese, insan ilişkisi daha güzel gidecek.

Açık olmak lazım, ama bazen insan sapıyor yada sapıtıyor. bir şeyi bir sebepten yapıyorsun ama altında başka bi şey yatıyor.

Bazı lafları söylemek gerekiyor. evet, konuşurken ilk başta o insanı kırabilirsin yada canını sıkabilirsin ama sonuçta o adak yada kadın çok değerli oluyor insanın gözünde çünkü doğru yere isabet ediyor oö laflar. düşünelim şimdi; iki insan beraber, her ikisinin de birbirlerine ait düşünceleri var ama konuşmuyorlar. o düşünceler devam ediyor, birikiyor ve kavga edip duruyorlar bu yüzden. ama masaya oturup tartışsan, belki kavga etsen; sonuçta herkes kendi yoluna gitse bile mevcut durumdan daha iyidir bu. çükü o insanı daha iyi tanımış olursun. bu yüzden, hayatta en önemli şey konuşmak ve dinlemek.

Birkaç röportajında karşıma çıkan bir şey var; senin için cesaret önemli birşey galiba.

Çok ama çok önemli. korkuyla ilgili herşey önemli aslında.

Onca yıl sonra paristen buraya gelmek de cesaret örneği.

Evet, orada bir hayatım vardı.ve birden bir telefon geldi. zaten oyunculuk söz konusu olduğunda, 30 sn içince karar vermen lazım derler. o anda insan alıştığından vazgeçmek istemiyor, ama paris de 3 saat uzaklıkta sonuçta. korkunca şöyle düşünmek gerek; ''ne oluyor yani, nedn korkuyorsun?''. ecole frorent'de okuduğum dönemde provalar sırasında hocam john strasberg bana, '' bir daha sahneye böyle girersen seni okuldan atarım'' demişti. perdenin arkasındaydım o an, ''tamam'' dedim kendi kendime, ''ben bittim!''. o okulda olmak benim için çok önemliydi ve bir and a herşey bitti sanki. birden sahneye çıktım ve amuda kalktım. kendi kendime, ''madem atılacağım bari amuda kalkayım'' ddim. ve adam güldü. o zaman gerçeği yakalıyorsun işte. sanat da o zaman başlıyor.
O ana kadar öyle birşey yapabileceğin senin de aklından geçmiyordu tabii.

Hayır, asla. bu olay bana çok şey anlattı. meslea oyunculuk hakkında bazı klişe düşüncelerim vardı; bunları kırmam lazım dedim. amuda kalkıp öyle oynadım, bu da bana şunu gösterdi; böyle de yapılır oyunculuk, neden yapılmasın? sonra strasberg, ''kendini nasıl buldun?'' diye sordu. ''bilmiyorum siz bilirsiniz'' dedim. ''nerede iyiydin biliyor musun'' dedi '' başında ve sonunda. geri kalanı işe yaramaz.'' bugün bile ona teşekkür ediyorum. çok şey öğrendim kendim hakkında. ben gerçeğin peşindeyim. şimdi insanlara komik gelecek; adam dizide oynuyor ve gerçeğin peşindeyim diyor. ama bu benimle alakalı bir olay. istersem bana bir sahne gelir, lafları söyleyip giderim. fakat öyle değil işte.

Yani oyunculuğu kendin için yapıyorsun.

Evet, kendim için. gerçeği yakalamak için.
belki oyuncu olmasan çok mutsuz olacaktın. herkes bunların peşinde değil çünkü.
sırf bu yüzden oyunculuğu çok seviyorum. bazen soruyorlar, ''yönetmenlik yapmak istemiyormusun?'' diye. hayır, çünkü ben hala öğreniyorum, daha doyamadım.

Çok oynamak istediğin bir rol var mı?

shakespeare oyunları.

favori filmin yokmu?

Elli tane var. brazil dünyanın en iyi filmlerinden. selamsız bandosu, züğürt ağa, çiçek abbas, duvara karşı ilk aklıma gelenler.
ecole frorent'de audrey tatoo sınıf arkadaşınmış.
evet. çok güzel bir dönemdi benim için., hayatım okulda geçiyordu. actor's studio gibi bir okul orası. oyunculuğu araştırıp duruyordum,bohem bir hayattı.

Artık paris'e dönmek olur mu?

Buradayım artık.

Hayatta vazgeçemeyeceğin şeyler var mı?

Ben bağımlı bir insan tipi değilim. her şeyi severim. ama az. bir gün oyunculuk biterse çok üzülürüm, ama başka bir şeylerle tatmin olabilirim.

İlk aklına gelen?

Yönetmenlik yaparım. oyunculuğun hoşuma giden yanı şu; hep değişiyorsun, başka karakter, başka insan oluyorsun, geziyorsun, görüyorsun.

Zenginleştirici...

Evet, bir hata yetmiyor hiçbirimize. bir dönem altı çocuğum olsun, başka bir insan olayım diyorsun. bir dönem gezip dolaşmak istiyorsun. dustin hoffman tootsie'yi oynadı, kadın oldu

Modayla aran nasıl?

Çok seviyorum. basit bir şey olarak görenler var ama moda aslında bir sanat.

Senin çok sevdiklerin?

Eski spor ayakkabılar ve ceketler giymeye bayılırım.

Burada olmaktan mutlu musun? Hep çok pozitif konuşmuşsun türkiye hakkında.

Evet, mutluyum. fransa da daha mutsuzdum.

Tiyatro başka bir dünya. çok garip şeyler yaşadın mı?

Bir gün sahneme girdim. gözüm en önde oturan seyirciye takıldı. adam kör, beni görmüyor, dinliyor. tutuldum o anda, bittim. mahvettim oyunu. kafayı sesime taktım.

Elinden oyunculuğu da yönetmenliği de aldılar diyelim, ne yaparsın?

Çok üzülürüm ama başka birşey yaparım. bulurum birşey.

Aldığın en büyük hediye?

Tomris giritlioğlu. türkiyeye gelmeme o sebep oldu. bana güvendi.

Tatile gitsen nereyi tercih edersin?

Afrikaya gideceğim.

O kadar yıldan sonra, nasıl bu kadar kolay adapte oldun buraya?

Kompleks yapmıyorum ki. kompleks yapacak kadar sorunum yok. iki ülkenin kültürünü de aldım, iki dili de konuşuyorum. iyi bir şey bu. sana şu fransız çocuğu anlattım, kolu yok ama neler başarıyor. daha ne insanlar var dünyada çok da önemli değilim ben.

Değiştirmek istediğin bir şey var mı hayatında?

Ben çok şanslı bir insanım. ailem beni çok sevdi. iki kültürde iki farklı eğitim aldım. dünyayı dolaştım. çok farklı meslekler yaptım;İ krepçilik, şoförlük, tekstilcilik, oyunculuk...

pişmanlıkların var mı?

Hiç yok.

Nasıl olmaz?

yok, sıfır. ondan belki pozitif görünüyorum. defolarım var işte, onları araştırıyorum, çalışıyorum.



И ВТОРОТО ИНТЕРВЮ НА ДЖАНСЕЛ


http://www.facebook.com/notes/gonulcele ... 5573535554

Cansel Elçin -Cosmopolitan Dergisi Röportajı ''DF''
Днес в 11:53
HENÜZ OYUNCULUĞU ÇÖZEMEDİM

Kırık Kanatlarda canlandırdığı Yüzbaşı Cemal karakteriyle birçok kadının kalbini fetheden Cansel Elçin yeni filmi Küçük Kıyamet ve yeni dizi Hatırla Sevgili ve yeni Tiyatro projeleri ile adından daha çok söz ettirecek ..

Mart ayında Cansel Elçin ile yaptığımız portre röportajdan sonra o kadar çok okur mektubu aldık ki daha kapsamlı bir röportaj yapmamız şart oldu.İnternetteki forumlarda hakkında yazılan” çok yakışıklı çok tatlı bir gülüşü var onu çok seviyorum” yorumları da hayran kitlesini çokluğunu anlamamıza yardım etti.Ilık bir sonbahar sabahı Taksim Point Hotel’in lobisinde bu “efsane” oyuncuyla buluştuk.Hakkında yapılan yorumlar ne kadar doğruymuş kendi gözlerimizle görelim dedik.Cansel Elçin hafif aksanlı konuşması,ağırbaşlı tavırları ve muzip gülüşüyle sorularımızı yanıtladı.

9 yaşında terzi olan babasının aldığı bir kararla Fransaya yerleşen Cansel Elçin küçük bir Anadolu kasabası olan Tire’den Paris’e gidince büyük bir kültür şoku yaşamış.Daha İstanbulu bile görmeden böyle bir değişim yaşayınca alışması zor olmuş.Orada ilkokula tekrar başlamış.dili öğrenene kadar okulda pek kimseyle konuşmayan “tuhaf”bir çocukmuş.Liseyi bitirince ailesinin mesleği olan tekstil işine girmiş.ağabeyiyle birlikte ticaretle uğraşırken,farklı birşeyler yapmak istediğini keşfetmiş.24 yaşındayken tiyatro okumaya karar vermiş,ancak yaşı büyük olduğu için konservatuara girememiş.Audrey Taotou,Daniel Auteuil gibi oyuncularla birlikte Ecole Florent’e giden Cansel Elçin kendini oyunculuğun büyüsüne kaptırmış.

-Geç bir kararla oyunculuğa başlamışsın.Oyunculuk senin için ne ifade ediyor?

Sahneye ilk çıkış en önemli an değil,akşam eve gittiğin zaman nasıl bir insan olduğunu anlıyorsun.Tekrar okula dönüp o sahneye çıkıp çıkmayacağına karar veriyorsun.Oyuncu olarak iç dünyanla barışık olman gerekiyor…Tedavi kelimesini kullanmayı sevmiyorum ama kendi üzerinde çalışman,kendini keşfetmen gerekiyor.Hocalar çok hassaslar.Hiçbir zaman “senin şöyle bir sorunun var” demiyorlar.Hatanı kendin bulman gerekiyor.John Salzberg adında Amerikalı bir koç vardı,onunla ilk 15 gün hiç konuşmadık birbirimizle.Tedirgin başladık.Sahneye ilk girerken” olmadı bir daha gir” dedi.sadece bir adım atmıştım oysa.Üç kez tekrar ettim.”Bir daha böyle girersen seni okuldan kovarım” dedi.Sahnenin arkasında” bu adam benden ne istiyor” diye düşündüm,ve sahneye amuda kalkarak girdim.hiç alakası yoktu rolümle ama kabul etti.Cesaret mi ne bilmiyorum ama senden heyecan istiyorlar.Çok hoşuma gidiyor oyunculuk.Heyecan,cesaret,tutku…Bir gün biterse başka bir şey yaparım ama şu anda gerçekten çok heyecanlanıyorum.Yapacak daha çok şey var.

-Film ne zaman gösterime giriyor?Bu bir deprem filmi mi?

22 Aralıkta gösterime girecek.Deprem hikayesi var ama sadece bir deprem filmi değil.1500, lerde İstanbul’da çok büyük bir deprem oldu ve küçük kıyamet dendi.İstanbul tamamen yıkıldı.Senaryoyu okuyunca hikaye hoşuma gitti.Bir çift var.10-15 seneden beri rutine girmişler.Adam sıfırdan başlayıp bir seviyeye kadar gelmiş,inşaat mühendisi.İki çocukları var.Karısıyla çok fazla ilişki kurmayan biri.Karısı annesini kaybetmiş.Tatile gitmeye karar veriyorlar çünkü İstanbul’da deprem bekleniyor.Kadın depremden çok korkuyor.Adam her şeyi olduğunu her şeyinin garantili olduğunu düşünüyor.Oysa tatile çıkınca orada başka bir korkuyla karşılaşıyorlar.Acaba bu tatil gerçek hayat mı, rüyamı her şey karışıyor.Bu bir psikolojik gerilim filmi.Benim karakterim biraz antipatik ama ben o antipatikliği kaybetmeden biraz duygusallık da kattım.Deprem sahnesi çok güzel oldu.Taylan biraderler çok iyiler.

-Hiç deprem yaşadın mı?

Küçük bir deprem yaşamıştım Tire’deyken.Sonra Ayvalık’ta yaşadım,korktum bayağı.6.kattaydık küvetin içine attım kendimi,çok uzun sürdü.Elinizden gelen hiçbir şey yok çünkü.

-Şu anda yer aldığın Hatırla Sevgiliden bahseder misin? Seni çeken ne oldu?

İllede bir dizide oynayayım diye bir amacım yoktu.Hikaye beni etkiledi,Menderes dönemini anlatıyordu.O dönemde geçen modern bir Romeo-Julyet gibi.İlginç bir karakter Ahmet;eğitimli,sevimli,sıcak.Avrupa’da 7-8 sene yaşamış.Dönünce ülke sorunlarına objektif bakabiliyor.

-Sende yıllarca yurtdışında yaşayıp dönen biri olarak onunla özdeşleşiyormusun?Türkiye’yi nasıl değerlendiriyorsun.?

Biraz özdeşleşiyor ama ben aslında dışardan gelen biri değilim.Kendimi çok Türk hissediyordum.Birbuçuk senedir buradayım adresim Türkiye oldu artık.Eskiden hem burada hem Fransada yaşıyordum.Türkiye çok duygusal,sadece insanların sıcaklığından duygusallığından bahsetmiyorum.Türkiye’de yapılacak daha çok şey var.Her açıdan,sadece sanatta değil her alanda bir şeyler üretmeye ihtiyaç var.Çok çalışkan, yetenekli insanlar var.Avrupa’dan bakınca değişik görünüyor. Ama içerde olunca çok daha farklı.Yurt dışında Türkiye’yi tanımıyorlar.Türkiye de Avrupa’yı ,özellikle Fransa’yı tanımıyor..Klişe düşünceleri var iki tarafın da.Bence görevimiz imajımızı her zaman pozitif olarak göstermek.Bunun en iyi yolu da sanat ve spor.İnsanlar alışamaz önlerine bir top atarsın oynarken kaynaşırlar.Göksin Sipahioğlu’nun dünyada tanınması beni gururlandırıyor.Cannes’de Nuri Bilge Ceylan’ın ödül alması,Eurovizyon da birincilik,futboldaki başarılar bunların devam etmesi gerekiyor.Bu alanlarda başarılı olmak ülkeye güzel,sempatik,pozitif bir imaj getiriyor.

-Kurtuluş savaşı konulu bir diziden sonra yine tarihsel bir dizide oynuyorsun.Bu bilinçli bir şey mi?

Gerçekten böyle bir şey düşünmedim..Sadece senaryoyu okuyunca karar verdim.Oyuncu olmak o yüzden çok güzel.Ben şimdi 33 yaşımdayım ve oyuncuyum.Bekarım,çocuklarım yok.Belki 20 yaşında çocuk yapmak isterdim,iki çocuğum olsun isterdim,pilot mühendis her şey olmak isterdim ama bunların hepsini yapmak için bir hayat yetmiyor.Belki 2150,de,belki eski çağlarda yaşamak isterdim.O yüzden dönem dizisinde oynamak çok güzel.1960’lı yıllarda saçlar,kıyafetler,her şey farklı…

-Senaryoya herhangi bir katkın oluyor mu?

Senaryoda” Ben bunu istiyorum” demiyorum ama Tomris hanım senaristleri,oyuncuları,yönetmeni,tüm ekibi topluyor,senaryoyu birlikte okuyoruz.20 bölüm ilerde ne olacağını düşünerek çalışıyoruz.Bu hoşuma gidiyor.

-Tarih kitapları okuyup,rolüne çalışıyormusun?

Dönemin öncesini okumaya çalışıyorum daha çok.Tabi ki biliyorum neler yaşandığını ama detaya girmek istemiyorum çünkü bilmesem daha çok heyecanlanırım…bildiğin şeyi oynamak çok daha zor.bildiğim olayları kafamın kenarına koyuyorum.ona kendimi bırakmak istiyorum,bu tarihte şöyle oldu diye değil,his olarak o döneme girmek istiyorum.

-Tiyatro mu, Televizyon mu yoksa Sinema mı gönlünde daha fazla yer kaplıyor?

Dizi oynayıp,akşam tiyatro sahnesine çıkmak güzel olurdu.Epeydir oynamadım,ihtiyacım var,canım tiyatro istiyor,çok acayip bir şey tiyatro.Bir savaş…Sahnede elinde bazen bir bıçak,bazen top oluyor..gününe göre değişiyor ama sahnede savaşmalısın.Tiyatro zor.Sadece sen varsın,tek plan;tekrar,ışık,kadraj yok..Tiyatro oynadığın zaman diyorsun ki “niye ben bunu yapmıyorum da başka şeylerle uğraşıyorum?" Tiyatro bence bir oyuncu için zorunluluk.Bir oyuncunun hayat dersi alması gerekir,tiyatroda bunu anlıyorsunuz ve olgunlaşıyorsunuz…Özel projelerim var tiyatro ile igili..

-Rolüne nasıl hazırlanırsın?

Rolün geçmişini çok çalışıyorum.Öğrenmeye çalışıyorum kendime güveniyorum ama hiçbir zaman emin değilim.Biraz hastalıklıyım bu konuda.”oldu mu acba?diye”rahatsız ederim herkesi.Sadece settekileri değil patronları da.

-14-15 Yaşına kadar çekingen bir çocukmuşsun.Şimdi nasıl hissediyorsun?

Çekingen değilim yerine göre olabilirim belki ama “ben dürüstüm ben duygusalım ben şöyleyim” diyen insanlardan nefret ederim.Bence bunlar hareketle ispatlanır.Herkes duygusaldır önemli olan bunu nasıl ifade ettiğin…

-İkili ilişkilerde nasılsın peki? Duygularını nasıl gösteriyorsun? Fedakarmısın?

Şimdiye kadar hep ciddi ilişkilerim oldu.O konularda çok gizemliyimdir.Sadece kendimi değil etrafımdaki insanları da korumak için.Fazla konuşmam,anlatmam.Güvendiğim,bizi tanıyan insanlarsa,sadece arkadaşlarıma anlatırım.İnsan sevdiği zaman her konuda fedakarlık yapar.Romantizm ne demek?Bu önemli.Sokakta yürürken kahvaltı ederken yemek yerken her yerde romantizm olur.O sadece spontane bir jesttir.Bir insanın gözüne romantik görünebilirsin.Doğal ve dürüst bir şekilde yapılmış bir hareket romantizm olabilir.

-Senin için hayatta en önemli şey nedir?

Benim için en önemli şey yaptığım şeyden pişman olmamak.Klişe olabilir ama kalbimi dinlemeye çalışıyorum.Her konuda dürüst davranmak gerek.Mesela işini sevmiyorsun ama iyi para kazandığın için bırakamıyorsun.Halbuki zor da olsa kalbini dinlemelisin.Biriyle ayrılmak da öyle,aşk gidiyor,sevgi de gidiyor.Dürüst davranmak cesur olmak gerekiyor.Kalbinin sesinin dinlemelisin.


-Okurlarımız soruyor…

İşte okurlarımız gelen sorular:

-Kırık Kanatlar oyuncularıyla iyi anlaşabiliyormuydun?

Türkiye’ye gelince çalışma tarzı farklıydı,gördüğüm eğitim gibi değildi.Benim adapte olmam gerekiyordu.Bana karşı sabırlı davrandılar.Başlarda onlar daha alışkın oldukları için bana işlerin nasıl olduğunu anlattılar.

-Dizi aşkları çok popüler.Özge Özberk ile aranız nasıldı?Tekrar aynı projede yer alacakmısınız?

Özge Özberk çok güzel ve iyi bir kız.Aramızda bir şey olmadı.Aynı projede çalışmak isterim ama olsaydı “yine mi Özge” derlerdi..Şimdi de “niye yok” derler…ilerde oynamak isterim.

-Sevgiliniz var mı?Evlenmeyi düşünüyormusunuz?

Şu anda evlenmeyi düşündüğüm biri yok


Cansel Elçin hakkında ...

En son izlediği film
Üç defin’i izledim..çok iyi bir filmdi.İklimler ve Beş vakit’i izlemek istiyorum.

En son okuduğu kitap
Suç ve Ceza’yı okuyorum …daha önce fırsatım olmamıştı…Şu Çılgın Türkler’i okudum ama Atilla İlhan’ın Gazi paşası daha çok hoşuma gitti.sinematogrofik yaklamış.

Hangi sporu yapıyor?
Çok tenis oynuyorum..Levent tenis kulubüne gidiyorum.

Eğlenmek için neler yapıyor?
Akşamları fazla çıkmam.evimde kalırım,çalışırım,kitap okurum,iki üç arkadaşım var,onlarla takılırım.sinemaya müzeye giderim..

En son ne zaman aşık oldu?
Bilmiyorum bayağı oldu…7,8 yıl…

Aşık olunca nasıl olur?
Aşık olunca aptallaşırım herkes gibi biraz zayıf,çocuk gibi olurum ama kontrol altında kalmaya çalışırım.Bu zor,çünkü insanın aklı sürekli ona gidiyor..

Beğendiği oyuncular
Şemsi İnkaya , Tanju Gürsu ile çalışmak çok keyifli,onlardan birşeyler öğreniyorum.Şener Şen ile oynamak isterim.

Nerelerde yemek yemeyi seviyor?
Bebekteki La Mangerie’da çok güzel kuzu yapıyorlar.Leventeki köfteci Ramiz’i,İstaklaldeki zencefili seviyorum.Kanyon’da çok güzel kahve yapıyorlar,alışveriş merkezlerini sevmiyorum ama oranın kahvesi güzel.Aslında her yemeği severim,fazla yağlı olmamak şartıyla.Bol yeşillik de seviyorum

ИзображениеИзображение
Изображение
Аватар
vania_e
V.I.P.
V.I.P.
 
Статус:
Мнения: 3980
Регистриран на: Пет Ное 27, 2009 6:06 pm
Местоположение: Разград
Skype: vania_en

Re: СТАТИИ

Мнениеот Vihar » Пон Юли 26, 2010 8:33 am

Cansel Elçin'e Hayatına Dair Sorular/19-03-06
Изображение
Cansel Elçin'e Hayatına Dair Sorular/19-03-06

Önce sizi biraz tanıyabilir miyiz, nerede doğdunuz mesela?
Tire'de doğdum. Babam terzi. Ben dokuz yaşımdayken Fransa'ya yerleştik.

Neden?

Babam çok cesurdu. Birdenbire her şeyi bırakıp gitmeye karar verdi.

Fransa'da modacı olmak mı istiyordu acaba?
Yoo. Türkiye'deki ortamdan, aileden memnun değildi ve birdenbire Fransa'ya gitmeye karar verdi. Fransa'yı çok seviyordu, bizim orada eğitim görmemizi istiyordu. Ben dokuz yaşımda orada yeniden okula başladım. Düşünün dokuz yaşında bir çocuğum, küçücük bir kasabadan, daha İstanbul'u görmeden, uçağa binip Paris'e gidiyorum. Her şey değişik. Eğitim, insanlar, yollar, her şey...

Çok zor olmadı mı?
Çok büyük bir kompleks ve travma yaşadım. Türkiye'ye tatile gelmeyi çok seviyordum, iki ay kalıyorduk. Çok mutlu oluyordum o sırada.

Bu zor dönem sizin için ne kadar sürdü?
Zaten ben 14-15 yaşıma kadar fazla konuşmuyordum. Böyle tek başına yaşayan bir çocuktum yani. Ondan sonra birden açıldım. Çünkü dili çabuk öğrendim. İnsan çocukken dili çok çabuk öğreniyor. Ama bu arada dokuz yaşıma kadar Türkiye'de benim kişiliğimde oturan şeyler kaldı tabii. Avrupa'daki Türkler tam Türk gibidir. Fransızlar, Türkiye'ye gelmeden bir Türkü görebiliyor orada. Biz orada çok daha Türküz.

Oyuncu olmaya nasıl karar verdiniz?
Liseyi bitirdikten sonra para kazanmak istedim. Ailece ticarete atıldık. Özellikle ağabeyim çok başarılı oldu. Türkiye'den Fransa'ya tekstil ürünleri getiriyorduk. Sonra bir baktım 24 yaşımda, yine bu kompleks var bende. Akşamları işten sonra tiyatro okuluna yazıldım. Baktım çok hoşlanıyorum, iki yıl sonra bıraktım her şeyi, tiyatroya döndüm tamamen. Ecole Florent'e gittim.
Önemli oyuncular ders veriyormuş orada.
Evet. Master Class diye bir şey var, ünlü oyuncular gelip ders veriyor. Hani Amerika'da Actor's Studio var ya, Al Pacino, Robert De Niro filan ders verir. Gerard Depardieu, Sophie Marceau, Isabel Adjani gibi oyuncular da burada ders veriyor.

Bu okulda lisans eğitimi mi veriliyor?
Bu okul üç yıllık bir eğitim veriyor ve oyuncuları konservatuara hazırlıyor. Ben konservatuvara giremezdim, çünkü en fazla 24 yaşında olmak gerekiyordu. Yaşım tutmuyordu. Burayı bitirdikten sonra okulda 20 oyuncu seçiyorlar. Onlar okulun başarısını gösteriyor. Ben de seçildim bu 20 oyuncu arasına. İki başarılı oyunumuz vardı. Birinde Hintli bir çocuğu oynuyordum ben. Göçmen bir çocuğun hikâyesini anlatıyordu oyun.

Hep böyle yabancıları mı oynuyorsunuz Fransa'da?
Her şeyi oynuyorum, oyuncuyum ben.

Türkiye'ye gelmeden önce süren bir diziniz var mıydı?
Ben dizilerde tekrar oyuncusu olmadım, istemiyordum. Bölüm bölüm rol alıyordum. Bir de reklam filmleri var. Zidane'la bir reklam filmim vardı mesela. Madrid'te bir araba reklamı çektik.

Ferzan Özpetek'le Harem Suare'de çalışmışsınız.
Ferzan Harem Suare'yi hazırlarken beni menajerim tanıştırdı onunla. Çünkü ben Harem'i çok sevmiştim. Ferzan bana işi anlattı ve 'Kast oluşturmaya yardım eder misin?' dedi. Çok güzel bir iş oldu. Ben tabii oyunculuk istiyordum aslında ama Harem Suare'de benim için bir rol yoktu. Gelip tiyatroda izlemişti beni ve 'Gel, yardım et kamera arkasında,' dedi işte. Filmin senaryosundan çekimine ve montajına kadar oluşumunda yer aldım ve bir film nasıl yapılır tam olarak orada öğrendim.

Fransa'da tanınan bir oyuncu musunuz?
Çok ünlü değilim ama tanınan bir oyuncuyum.

Orada gazeteler, televizyonlar röportaj yapıyor muydu sizinle?
Evet. Tiyatro konusunda ama.

Okulda Audrey Tatou'yla yakın mıydınız?
Bir oyunda bir sahnemiz vardı birlikte. Ondan sonra kendisi tabii çok ilerledi. Bir ara menajerimiz aynıydı. Çok igileniyordu Audrey'le. Benimle hiç ilgilenmiyordu o zamanlar. Anlıyorum tabii. Ondan sonra bıraktım zaten ben o menajeri, çünkü hiç ilgilenmiyordu benimle. Audrey çok başarılı gerçekten. Küçücük bir kız ama sahneye çıktığı zaman devleşiyor birden. Ama bu kadar olacağını bilmiyordum tabii ben de.

Hiç başrolünüz oldu mu?
Oldu. Dizilerde. Fransa'daki polisiye dizilerde beş-altı ana karakter vardır. 'Guest' diyorlar, davetli oyuncu. O rollerde oynadım bayağı.

Yani şunu merak ediyorum, Fransa gibi sinemada iddialı bir ülkede başarılı, işini iyi götüren bir oyuncu, neden gelip Türkiye'de oyunculuk yapmak ister?
Siz bu diziyi izlerken anlayacaksınız. Bana Fransa'da böyle bir yapım gelmedi daha. Ata biniyoruz, 5 bin tane figüran var, savaş sahneleri, patlamalar, silahlar kullanılıyor...

Gelmeden önce, Türkiye'de dizi piyasasının son yıllarda büyük önem kazandığını biliyor muydunuz?
Tabii. Türk kanallarını izliyordum yani. Bazı dizileri gördüğümde 'Artık güzel işler oluyor ya' diye düşünüyordum.

Kıyaslayabilir misiniz Türk yapımlarıyla Fransız yapımlarını?
Teknik olarak hemen hemen aynı. Mesela yönetmenimiz Çağatay'da çok hoşuma giden bir olay var, iki üç kamera birden kullanıyor. Fransa'da da sette üç kamera aynı anda kullanılır mesela. Bir de Çağatay oyuncuların da motivasyonunu çok iyi yükseltiyor. Çok çabuk ve kaliteli çekim yapıyor. Bu Avrupa tarzı.

Türkiye yerine başka bir ülke düşünür müydünüz? Mesela Hollywood hayaliniz var mıydı?
Olmaz mı? Eğer burada işler yolunda giderse Avrupa'ya açılan bir sinema filminde olmak isterim.

Onun da bir Türk yapımı olmasını mı tercih edersiniz?
Tabii. Semih Kaplanoğlu, Ferzan Özpetek, Fatih Akın gibi isimlerin filmleri çok hoşuma gidiyor ve bunlar dünyaya açılıyor. Türk sineması, dizileri güzel. Eski filmler de güzel. Ben sizin sorunuzu anlayamıyorum bir türlü. Biliyorum nereye gelmek istediğinizi ama...

Kırık Kanatlar'da rol almanız nasıl oldu?
Geçen yıl Ferzan'ın film şirketi AFS beni aradı, bir proje için. Ben onun için geldim Türkiye'ye ama olmadı sonra. Ve bir gün Tomris (Giritlioğlu), kasta bir kız ararken, bir filminde izlediği bir oyuncunun karşısında görmüş beni. Merak etmiş, sormuş. 'Fransız bir oyuncu,' demişler. Görmek istemiş o da. Ben geldim, denemeler yaptım Yüzbaşı karakteri için. Ata binmeyi öğrendim, karaktere hazırlandım.

Başka ne gibi zorluklar yaşadınız?
Vals sahneleri var mesela. Bilmiyordum, öğrendim.

Dizinin gidişatı nasıl?
Çalışma randımanımız çok yüksek. Sabahları 07:00'den akşam 19:30'a kadar çalışıyoruz. Ben kendimi değiştirmeye çalışıyorum biraz. 'Türkiye'de böyleymiş ben de böyle yapayım bundan sonra,' dediğim şeyler oluyor mesela. Ama bazen de kendi birikimimi yansıtıyorum. Fransa'da öğrendiğim bazı farklılıkları da kaybetmek istemiyorum. Dizi gibi bakmıyorum zaten, sinema çeker gibi çalışıyorum her bölümde. Çekim 1922'de başlıyor. Yüzbaşı Cemal ülkesi için savaşan bir karakter. Büyük Taarruz'u bekliyoruz.

O dönemi çok iyi öğrendiniz mi?
Tabii ki. Ve yedinci bölümde Yüzbaşı Cemal biraz daha duygusal ve stratejik bir adam olarak görülecek. Burada Cansel Elçin'le Yüzbaşı Cemal'in araları biraz daha ısınıyor. Ben steril bir yüzbaşı olmak istemedim. Türk askerinin duygusal taraflarını da ön plana çıkartmaya çalıştım. Düşünün, Büyük Taarruz'da sayımız düşman karşısında çok az ve şartlar çok zor. İşte o yüzden biraz kirli bir yüzbaşı yapmak istedim.

İstanbul'a yerleştiniz mi?
Yerleşmedim daha, ama yerleşmeyi düşünüyorum. Hayatım burada olacak.

Dizi yüzünden mi?
Değil. Şimdi altı aydan beri Türkiye'deyim. Ve şunu gördüm; geldiğimden beri çok mutluyum, huzurluyum ve hayatımın burada olmasını istiyorum.

Sadece Türkiye'yi özlediğiniz için mi dönüş yapıyorsunuz yoksa bir Türk yapımında yer almayı özellikle mi istediniz?
Yok, bana daha önce de teklif geldi. Ama çok abuk sabuk senaryolar. Ben ciddi bir işte çalışmak istedim.

Peki sizin Fransa'da milliyetçi duygularınızın yoğunlaşmasıyla bu yapımın Kurtuluş Savaşı'nda geçmesi arasında bir bağlantı var mı?
Tabii tabii. Gurur var. İster istemez oluyor.

Meraklı mısınız Türk tarihine?
Tabii. Ağabeyim de çok düşkündür mesela, benden daha bilgilidir. Kemalistiz biz zaten.

Kendinizden biraz söz eder misiniz, nasıl bir insansınız, hobileriniz neler mesela?
İnsanın kendisinden bahsetmesi çok zor yaa. İnsanları dinlemek benim için daha önemli. Ne bileyim, yönetmenlik de yaptım mesela, kısa metrajlı bir filmim var Kelebek diye, !F İstanbul'a da katıldı. Benim boş vaktim yok yaa. Çalışmadığım zamanlar senaryo yazarım. Bir tiyatro oyunu yazdım mesela.
Изображение
Ти виждаш нещата и питаш "защо?",
аз мечтая за неща, които никога не са били и питам "защо не?"
Джордж Бърнард Шоу
Аватар
Vihar
Модератор
Модератор
 
Статус:
Мнения: 2905
Регистриран на: Пет Ное 27, 2009 10:41 am
Местоположение: пак там
Skype: celleri55
Пол: Жена

Re: СТАТИИ

Мнениеот Shakira Sanz » Съб Юли 31, 2010 5:28 pm

Това го получих в един сайт-от човек,който добавих като приятел!Питаше ме за инфо за Мурат и Туба и вечната им любов [yahoo_10.gif] и след като отговорих,че той си има семейство и в изявленията си казва,че уважава Туба като актриса-френдчето ми каза,че наскоро Мурат е дал интервюта в арабската преса-където е казал,че не харесва Туба-тя не е жената на мечтите му и че няма да работи с нея,защото е скучно!Отдолу е дала линковете от тези списания-изпращачката е арабка,а англ език й е много лош
Ето писмото-което според мен са пак пълни измислици и глупости -едва ли Мурат е приказвал това [newsm10.gif]

i dont know how i can say this things realy i lost my mind with such statmants
he talked very bad i will put it here links for this Magazines and i will translat his statmmnts for you dear

he said:
1)"tuba not attractive weoman she is do'nt attractive me..she will nevr be the girl of my dreams"
(this statmment in this link)
http://sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak- ... 3767_n.jpg

http://sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak- ... 4783_n.jpg


2)"i will not work with tuba again this will be boring"
(this statmment in this link)
http://upload.rewity.com/upfiles/RmR37418.jpg


now i will put for you what one of Asi actress her name Tulay Bursa
(Fatma Akash wife's)
she said:
"Tuba made Murat girlefriend which latter became his waif very Jealous
that she stayed with him in the location all the time that made all of us felt uncomfortable"
(this statmment in this links)
http://upload.rewity.com/upfiles/o5C08045.jpg
http://upload.rewity.com/upfiles/vz908045.jpg

there is somthing else in the fact that one of my friends done the research intensive and found news about Burcun (Murat wife's) accident on 26 \ April \ 2008, which happened after the Show of Episode 26 of the serial
In addition to that Murad had left to Istanbul and then select the date of his engagment and marriage
and what you do'nt know he is married since 20\6\2008

this is the most news bothered me very much hope you understand me know
best wishes
Изображение
http://vbox7.com/play:afbce7c8
Аватар
Shakira Sanz
V.I.P.
V.I.P.
 
Статус:
Мнения: 1355
Регистриран на: Пет Ное 27, 2009 10:18 pm
Местоположение: Някъде там...
Пол: Жена

Re: СТАТИИ

Мнениеот Shakira Sanz » Съб Юли 31, 2010 5:33 pm

и че след като Бурчито е катастрофирала той се е оженил за нея,а някаква актриса-не й запомних името казала,че Бурчин им висяла на главите докато снимали [yahoo_06.gif]
Това е преводът!
Как пък не я е било срам тая Бурчин да пази Мурат-вместо да каже на Туба-айде взимай го-ей невъзпитани жени бреее [icon_mrgreen1.gif]
Изображение
http://vbox7.com/play:afbce7c8
Аватар
Shakira Sanz
V.I.P.
V.I.P.
 
Статус:
Мнения: 1355
Регистриран на: Пет Ное 27, 2009 10:18 pm
Местоположение: Някъде там...
Пол: Жена

Re: СТАТИИ

Мнениеот xhippie » Сря Авг 04, 2010 11:07 pm

Леле, какви са тия щуротии, кой професионалист ще се изкаже така в интервю за колега.
Това може да е само в мислите на Бурчин, а че тя е висяла заедно с майка си на снимачната площадка
на Аси, това се коментираше и преди. Даже пусна вресливия си глас в сцената с втория сапун. [28303_666.GIF]
ИзображениеИзображение
Любовта не може да се обясни, но именно тя обяснява всичко.
Аватар
xhippie
Дървен философ
Дървен философ
 
Статус:
Мнения: 5175
Регистриран на: Нед Яну 24, 2010 9:33 am
Местоположение: в Матрицата
Skype: xhippie_my
Пол: Жена

Re: СТАТИИ

Мнениеот bobi_84 » Съб Авг 07, 2010 9:27 am

на последък излизат все нови и нови версии за семейство Йълдъръм,но не мисля,че е вярно всичко това ние толкова много мнения сме изпревеждали и написали,че вече съм забравила за какво ставав въпрос да може би е имало привличане м/у двамата актьора/героя"Аси Демир"или ако щете "Мутат Туба",но не мога да повярвам,че един колега ще тръгне да дрънка и мрънка глупости пред камера също така не невярвам,че една катастрофа може да накара Мурат да се ожени за това нещо Б....,че е висяла на снимачната полощадка на "Аси" висяла е то такъв мъж как да го изпусне,излезна статия в която пишеше,че след карая на снимките на сериала Буря който уж изтрелял Мурат в луната на известните те преостановили всякакви отношения,но под натиска на известните родители на Б...(КОЛКО СА ИЗВЕСТНИ ТЕ СИ ЗНАЯТ)са решили да се оженят след каря на първи сезон на Аси,други пък казват,че той има връзки с всички жени с които си партнира(де да излезне и на мен тоз късмет) с това искам да каза,че спеколациите и клюките по адрес на красивия турчин Мурат Йълдъръм не са спрели дори и след като той реши да се откаже от втори сезон на сериала "Любов и Наказание" в интервю споменава ,че този проект не бил такъв за който той е мечтал и че искал да играе в голямото кино дори в театъра.....е този човек вече прекалява ми няма да е мечтания то е ясно с тази баба за партньорка дето постоянно я възхваляваше как де стане????

"И най - обикновеното нещо придобива очарование щом започнем да го крием" -“ Портретът на Дориан Грей “
Аватар
bobi_84
V.I.P.
V.I.P.
 
Статус:
Мнения: 2700
Регистриран на: Пет Ное 27, 2009 11:41 pm
Местоположение: Варна
Skype: stanoi4o1

Re: СТАТИИ

Мнениеот geri iv » Съб Авг 07, 2010 10:52 am

bobi_84 написа:на последък излизат все нови и нови версии за семейство Йълдъръм,но не мисля,че е вярно всичко това ние толкова много мнения сме изпревеждали и написали,че вече съм забравила за какво ставав въпрос да може би е имало привличане м/у двамата актьора/героя"Аси Демир"или ако щете "Мутат Туба",но не мога да повярвам,че един колега ще тръгне да дрънка и мрънка глупости пред камера също така не невярвам,че една катастрофа може да накара Мурат да се ожени за това нещо Б....,че е висяла на снимачната полощадка на "Аси" висяла е то такъв мъж как да го изпусне,излезна статия в която пишеше,че след карая на снимките на сериала Буря който уж изтрелял Мурат в луната на известните те преостановили всякакви отношения,но под натиска на известните родители на Б...(КОЛКО СА ИЗВЕСТНИ ТЕ СИ ЗНАЯТ)са решили да се оженят след каря на първи сезон на Аси,други пък казват,че той има връзки с всички жени с които си партнира(де да излезне и на мен тоз късмет) с това искам да каза,че спеколациите и клюките по адрес на красивия турчин Мурат Йълдъръм не са спрели дори и след като той реши да се откаже от втори сезон на сериала "Любов и Наказание" в интервю споменава ,че този проект не бил такъв за който той е мечтал и че искал да играе в голямото кино дори в театъра.....е този човек вече прекалява ми няма да е мечтания то е ясно с тази баба за партньорка дето постоянно я възхваляваше как де стане????


bobi_84, къде го прочете това за отказването от втори сезон? Момичетата бяха пуснали инфо, че снимките започват от 8.08. Какво означава това, няма ли да има повече ЛиН?
Изображение
Аватар
geri iv
луд фен
луд фен
 
Статус:
Мнения: 300
Регистриран на: Пон Ное 30, 2009 10:18 pm
Skype: gerina19671

Re: СТАТИИ

Мнениеот Vihar » Съб Авг 07, 2010 11:01 am

Гери , някой беше разяснявал това преди време .Във втори сезон ще участва защото е подписал договор за него ,но ако има други продължения ,в тях няма да вземе участие ,защото искал да се снима повече в киното. [hoernichtzu_snoozer.gif]
Изображение
Ти виждаш нещата и питаш "защо?",
аз мечтая за неща, които никога не са били и питам "защо не?"
Джордж Бърнард Шоу
Аватар
Vihar
Модератор
Модератор
 
Статус:
Мнения: 2905
Регистриран на: Пет Ное 27, 2009 10:41 am
Местоположение: пак там
Skype: celleri55
Пол: Жена

Re: СТАТИИ

Мнениеот bobi_84 » Съб Авг 07, 2010 11:06 am

Така казвам пак,че това са просто коментари и там пишеше,че актьора Мурат Йълдъръм (може би това означава,че може и да не участва въобще)или може би(това пак не означава нищо) ще участва в първите три или четири серии,а след това ще го замести друг актьор.......предавам думите както са...дори самия актьор беше казал,че вече не иска да участва в сериали иска нещо различно....прочетете напреде мисля,че ирра или някой друг беше превел цяла статия.....

"И най - обикновеното нещо придобива очарование щом започнем да го крием" -“ Портретът на Дориан Грей “
Аватар
bobi_84
V.I.P.
V.I.P.
 
Статус:
Мнения: 2700
Регистриран на: Пет Ное 27, 2009 11:41 pm
Местоположение: Варна
Skype: stanoi4o1

Re: СТАТИИ

Мнениеот geri iv » Съб Авг 07, 2010 12:25 pm

Vihar, bobi_84, благодаря ви за бързия отговор. За тези му изявления преди време четох, но мислех че има нещо ново, което съм пропуснала.
Изображение
Аватар
geri iv
луд фен
луд фен
 
Статус:
Мнения: 300
Регистриран на: Пон Ное 30, 2009 10:18 pm
Skype: gerina19671

Re: СТАТИИ

Мнениеот bobi_84 » Съб Авг 07, 2010 3:43 pm

geri iv написа:Vihar, bobi_84, благодаря ви за бързия отговор. За тези му изявления преди време четох, но мислех че има нещо ново, което съм пропуснала.

Гери хич не му се връзвай това е сериал и до последно не се знае как и какво ще стане,по принцип нещата им се случват на мига,"ако си реши и ако иска"??Това ще го видим след като излезне първия трей и някакво инфо относно неговите думи и дали ще вземе някакво участие или не,а относно иказите и думите му дали нататъшни или сегашни и аз нямам идея спрях да гледам сериала от втората серия нищо впечатляващо,но пък и той си има заклети фенове..... [gdance.gif] .

"И най - обикновеното нещо придобива очарование щом започнем да го крием" -“ Портретът на Дориан Грей “
Аватар
bobi_84
V.I.P.
V.I.P.
 
Статус:
Мнения: 2700
Регистриран на: Пет Ное 27, 2009 11:41 pm
Местоположение: Варна
Skype: stanoi4o1

Re: СТАТИИ

Мнениеот vensvi » Вто Авг 10, 2010 8:48 pm

ИзображениеИзображение
Аватар
vensvi
обсебен
обсебен
 
Статус:
Мнения: 936
Регистриран на: Чет Фев 25, 2010 1:06 pm
Местоположение: Варна
Skype: vensvi1
Пол: Жена

Re: СТАТИИ

Мнениеот viki_17 » Сря Авг 18, 2010 11:13 am

Изображение
Image
- Животът е дълъг, ако е пълен…Нека го измерваме с постъпки, а не с време...Сенека
Аватар
viki_17
Дървен философ
Дървен философ
 
Статус:
Мнения: 8958
Регистриран на: Пет Ное 27, 2009 5:30 pm
Местоположение: Перник
Skype: velikdenche
Пол: Жена

Re: СТАТИИ

Мнениеот Vihar » Сря Авг 25, 2010 11:04 pm

http://www.istanbul.com/magazin-yasam/- ... nan-olacak

Джемал Хюнал ще се снима във филм за живота на Мимар Синан - великия архитект . нямам търпение да го гледам .
Изображение
Ти виждаш нещата и питаш "защо?",
аз мечтая за неща, които никога не са били и питам "защо не?"
Джордж Бърнард Шоу
Аватар
Vihar
Модератор
Модератор
 
Статус:
Мнения: 2905
Регистриран на: Пет Ное 27, 2009 10:41 am
Местоположение: пак там
Skype: celleri55
Пол: Жена

ПредишнаСледваща


  • Advertisement

Назад към Публикации в пресата - статии и съобщения

Кой е на линия

Потребители разглеждащи този форум: 0 регистрирани и 1 госта

cron